|
Biyoteknolojide
büyük başarı
İzmirli Gökhan ailesinin şirketi Türklab, Avrupa'ya yılda 3 milyon
marklık tıbbi tahlil setleri ihraç ediyor.
Testlerin
kendi keşifleri olduğunu belirten Dr. Cem Gökhan, yakında AIDS testi için
de set hazırladıklarını söylüyor.
Avrupa
Komisyonu'nun 1991'de kabul ettiği öncelikler arasında,
"biyoteknolojiler", topluluğun gelecekte gelişmesi için
gerekli "anahtar teknolojiler" olarak belirtilmiş. 1996'da AB
ülkelerindeki sanayi kuruluşlarının bu konudaki AR-GE harcamaları 1.5
milyar ECU, ABD'de ise 6.5 milyar ECU civarında. Ulusal projeler ve
eyalet destekleri ise bu rakamların dışında.
Wietnam
Savaşı'yla başladı
İzmir'de biyoteknoloji alanında başarıya ulaşmış firmalardan
biri Türklab. Firmanın genç yöneticisi Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi
mezunu Dr. Cem Gökhan bize önce biyoteknolojinin tarihçesini anlattı:
"Dünyadaki insanların tüketimi 4 temel sektörde yoğunlaşıyor;
gıda, sağlık, para ve pornografi... Bunların en önemlisi de sağlık
sektörü... Wietnam Savaşı'ndan sonra tıpta sanayileşme dönemi başladı.
Kan tahlileri, şok tedavisi, ilk acil müdehaleler ve sanayileşme
ihtiyacı o zamanlara denk geliyor. O dönemde, asker yaralıyken sağlık
ekipleri yetişirlerse, o askerin ölmemesini sağlamak zorundaydılar. Bütün
sağlık sistemi bunun üzerine kuruluydu. Böyle olunca da o askeri yaşatacak
malzemeye ihtiyaç duyuldu. İşin içine sanayi girmeye başladı. Hastayı
yaşatma sanayii başladı, yani tıp sanayii... Zamanla yüksek
teknolojiler kullanılmaya başlandı. Doktorun hastasını tedavi ederken
kullandığı birtakım yöntemlerin, reçetelerin yerini sanayi ürünleri
alıyordu artık. Sonra tıp sanayii ürünleri kitlesel kullanıma açıldı.
Uluslararası farklar azaldı."
Azrail'le
bilek güreşi
Gökhan'a tıptaki sanayileşmenin, hasta doktor ilişkilerine
etkisini sorduğumda, "Tıp aslında Azraille sonsuz bir bilek güreşi
işi. Her zaman kaybedeceğinizi bildiğiniz bir savaşta, hiç
kaybetmeyecekmişsiniz gibi savaşırsınız. Elinizde ne kadar iyi
malzeme varsa, o kadar iyi savaşırsınız. Babam da doktor. O hastalıklarla
şahsen savaşır, birey olarak vardır. Bana göre daha duyarlıdır.
Babam eliyle, ayağıyla, bütün beyniyle mücadele ederken; Ben daha çok
kullandığım malzemeyle, birikimlerimle mücadele ederim.
Tıpta insan yeteneği, malzeme ve yeni keşiflerle yer değiştiriyor.
İşin içine mühendisler, kimyagerler, temel bilimciler girmeye başlıyor.
Bunun adına saf tıp diyemeyiz. Tıp, içinde bir çok mühendisin olduğu
bir hal aldı. Bu bir teknoloji savaşı. Yani biyoteknolojinin özü yaşayan
canlılar için teknoloji üretmek." Ve ekliyor: "İnsanın geri
çekildiği en önemli alanlardan biri olduğu için biyoteknoloji yükseliyor.
Bilgisayar gibi... Bu yer değiştirme neredeyse, orda bir ilerleme vardır.
"
Uluslararası
adam olmak
Dr. Cem Gökhan'a gençler adına şu soruyu yöneltiyorum: "Gençler
biyoteknoloji konusunda çalışma olanaığını nasıl
yaratabilir?" Yanıtı çok ilginç oluyor: "Bu alanda herkese
yer var, ancak uluslarası adam olmak koşuluyla. Gençler her şeyden önce
uluslarasarı işleri seçsinler. Çünkü yabancı dil bilen, ufukları açık
gençlere ihtiyaç var. Kendisini biyoteknoloji işi içine katmış bir
kişinin geleceği her zaman parlak olur. Bunu yapmaya, üniversitede öğrenci
araştırması yaparak başlasınlar. Hangi fakültede olurlarsa olsunlar,
üniversitede bir uluslaraarası araştırmaya katılsınlar.
Dünya iki şey üzerinde dönüyor: Yüksek teknolojiler ve marka... Üniversitelerimize
bakıldığında hiçbiri keşif yapmıyor. Gelişmiş ülkeler ağır
sanayilerini doğuya kaydırırken, kendi gençlerini yönetici olarak
yetiştiriyorlar. Biz de bu ileri teknolojileri kullandığımız için
geliştiğimizi sanıyoruz. Oysa biz aslında amaleleşiyoruz. Bilgisayarı,
yüksek teknoloji ürünlerini kullanıyoruz. Üretemiyoruz. Bir şeyler
üretmek zorundayız" diyor.
Aykırı
(!) bir Türk şirketi
Dr. Cem Gökhan'in şirketi Türklab uluslararası başarılara imza
atmış bir kuruluş. Türklab 19 kişilik bir aile şirketi. Gökhan
burada yeni keşifler yaptıklarını söylüyor. Sonuçları da şöyle açıklıyor:
"Almanya'daki kadın vajinal enfeksiyon testlerinin yüzde 100'ünü,
tüm Avrupa'dakilerin yüzde 80'ini yapıyoruz. Çok geniş bir yüksek
teknolojiye sahibiz. Bu uluslararası patenti olan bir Türk
teknolojisidir... Bizim verdiğimiz lisanslarla üretim yapan yabancı şirketler
var.
Sadece keşif yapan bir şirketiz. İtalat değil ihracat yapıyoruz. Yani
çoğunluğun tam tersi bir Türk şirketiyiz. Ve sadece batıya yönelik
satış yapıyoruz. Kanser, gebelik ve vajinal enfeksiyon testi ihraç
ediyoruz. Şimdi de AIDS testi geliştiriyoruz. Bu da tarihe bir Türk keşfi
olarak geçecek."
Türklab'ın yıllık ihracat tutarı 3 milyon mark dolaylarında.
Hipokrat
yapay kemik üretiyor
Firma
ürettiği kemik ve diğer malzemeleri, 5 kıtaya ihraç ediyor. Yıllık
ihracat tutarı 1 milyon doları aşıyor.
"Biyoteknoloji"
denildiğinde, işin içine insanın anatomik yapısı ve sağlığıyla
ilintili her türlü materyali üretmek ve geliştirmek giriyor. İlaç
sanayii, genetik mühendisliği de dahil tabii...
İzmir'de biyoteknolijik üretim yöntemlerinin uygulandığı firmalardan
biri de Hipokrat. Hipokrat'ta ortopedik cerrahi malzemeler üretiliyor.
Firmanın sahiplerinden Alptekin Aydın yaptıkları işi şöyle anlatıyor:
Türkiye'de
tek
"Biz çeşitli iskelet deformasyonlarının giderilmesinde kullanılan
kemik, plak ve vidaları yapıyoruz. Ayrıca insanların ana
eklemlerindeki oynar kemikler (kalça, diz, omur ve dirsek) ve kemiklerin
çalıştığı yuvalarda deformasyonlar oluduğunda, bunların
giderilebilmesi için yapay eklemler üretiyoruz. 'Protez' dediğimiz, bu
yapay eklemlere, kemik içine monte edildiğinde eski işlevini yüzde
80-90, hatta yüzde 100'e varan oranda kazandırıyoruz. Zaman zaman beyin
cerrahisi dalının kullandığı kafatası parçalarını, bazen de çene
cerrahisi için yapay çene yapıyoruz. Bunu Türkiye'de yapan başka bir
kurum yok."
Protez haline getirilen metalin vücut içine yerleştirilmesi söz
konusu. Canlı dokular ve cansız malzeme biraraya getiriliyor. Bunun vucütta
bir problem yaratmaması için biyouyumluluğu konusuna önem veriliyor.
Çünkü biyouyumluluğun sağlanamaması, ileride başka problemlerin oluşması
anlamına geliyor. "Gelecekte bunların canlı dokuya veya canlı
doku içinde kaybolabilir ürünlere dönüşmesi konuşuluyor. Belki 20 yıl
sonra metal yerine ametal malzemeler kullanacağız... ve bunlar vücut içinde
yeni kemik dokuları üretecek. Yani gen teknolojisi ileride bizim de işimize
yarayacak" diyor Alptekin Aydın.
Metalurji
mühendisi
Alptekin Aydın Metalürji Mühendisi. Şirketin kurucusu İ. Cevdet
Alptekin ise ortopedi hekimi. Cevdet Alptekin de, "1972'de bu şirketi
kurma amacımız, malzeme bulmaktaki sıkıntılardı. Malzeme hep yurt dışından
getiriliyordu. Oysa Türkiye'de de üretilebilirdi. İş yerimiz o
zamanlar küçük bir atölye iken, şimdi Türkiye'nin bir numaralı üretim
merkezine dönüştü." diyor. Hipokrat'ın yıllık ihracatı 1
milyon dolardan fazla. 12 yıldır ürünlerini İsviçre, Almanya,
Fransa, İtalya, Fas, Cezayir, Tunus, Mısır ve diğer Arap ülkeleri ve
dolaylı olarak da Kuzey Amerika ülkeleriyle ve Avustralya'ya ihraç
ediyor.
|