|
21.
yüzyılın en geçerli mesleği Hekimliğin
de geleceği parlak
ODTÜ, Boğaziçi ve Galatasaray üniversiteleri ile New York ve
Oxford üniversitelerinin "21. yüzyılın yükselen
meslekleri"ne ilişkin araştırmaları tıbbın, yıldızı en çok
parlayan meslek olduğunu gösteriyor.
Tıp branşları içinde, estetik cerrahi, psikiyatri, diyetisyenlik,
koruyucu aile hekimliği, ortodonti ve genetik mühendisliği yükselişe
öncülük ediyor. Sayfamızın bu bölümünde psikiyatrideki yükselişin
öyküsü var.
Her
gün daha da güçleşen yaşam koşulları ve artan stres ortamı,
insan ilişkilerine giderek daha fazla yansıyor. Eskilerin ballandıra
ballandıra anlattıkları komşuluk ilişkilerine, apartmanlarda
rastlamak çok zor. Şimdiki nesil, "Bu devirde kimselere güvenilmez"
tembihleriyle büyüdü. Çevresine böyle bakıyor. İlişkilerimizdeki
kopuklukları, giderek kendi içimize dönüşümüzü, yani artan yalnızlığımızı
fark edince, psikoterapistlerle paylaşmayı düşünüyoruz.
Dokuz Eylül Üniversitesi Psikiyatri Ana Bilim Dalı'ndan Doç. Dr. Can
Cemili'yle mesleğindeki yükselişi konuştuk.
Halk
artık bilinçli
Cemili, "Türkiye'de psikiyatri 100 yıla yakın bir zamandır
var. Ama bazı şeylerin sanırım zamanının gelmesi gerekiyor. Klima
örneğinde olduğu gibi... Eskiden de klima vardı ama artık neredeyse
klimasız iş yeri ve ev kalmadı. Psikiyatri de bence, ihtiyaç haline
gelmeye başladı ve hak ettiği yere yükseldi." diyor ve sözlerini
şöyle sürdürüyor:
"Eskiden insanlar bir psikoterapiste gitmeye çekinirlerdi. Çünkü
akıl hastası sayılmaktan korkarlardı. Oysa artık kimse bundan çekinmiyor.
Hatta, psikoterapiste gitmek neredeyse bir övünme vesilesi haline
gelmeye bile başladı. Bunda genel eğitim ve gelir düzeyinin artmasının
yanı sıra, toplumun özellikle görsel medya aracılığıyla bilinçlenmesi
büyük paya sahip."
Psikiyatriste gitmek, bize pek çok şey gibi batıdan gelen bir alışkanlık.
Önceleri, beden sağlığına kıyasla lüks gibi görünen ruh sağlığımızın
önemini artık anlamaya başladık. Doç. Dr. Cemili, psikiyatrideki bu
yükselmenin, tıp fakültesi öğrencilerinin tercihlerini de yansıdığını,
hatta klinikerindeki bir asistanın çocuk cerrahisini, diğer birinin göz
ihtisasını bırakarak, psikiyatriye geçtiğini anlatıyor... ve
"Eskiden böyle bir şey, biraz da maddi kaygılar yüzünden
olanaksızdı." diyor.
Geleneksel
toplum çözülüyor
Cemili, özellikle son 30 yılda, modern yaşamın streslerinin de,
psikiyatri uzmanlarına olan gereksinimi artırdığını söylüyor.
Ayrıca, ünlü "Taxi Driver" filmindeki şoför gibi; Türk
insanının da dertlerini sırlarını açıp rahatlamasını sağlayan
sırdaş bulma geleneği olduğunu anımsatan Can Cemili, "Ama farkındaysanız,
artık bu alışkanlık azalmaya başladı. Kimse birbirine habersiz
gidemez oldu. Geniş aileler çözülmeye, boşanmış çiftlerin sayısı
artmaya başladı. İnsanlar yalnız kalıyor, çünkü yıkılan
toplumsal kurumların yerine yenileri yapılamıyor. Hatta artık
sorunlarını yakınlarıyla paylaşmaktansa, bir psikoterapi uzmanına
anlatmayı tercih edenler bile var." diyor.
Ortodonti,
3 yıla randevu veriyor
Diş
hekimliğinin 9 yıllık eğitim gerektiren bu uzmanlık dalı, dişlerin
düzenli gelişimiyle ilgileniyor. Gördüğü rağbet de giderek artıyor.
Diş
dizilerinin karşılıklı ilişkilerini, bunların baş ve yumuşak
dokularla (dudak) uyumlarını inceleyen ortodonti, diş hekimliği
anabilim dallarından biri. Ama son zamanlarda diğer dallara oranla hızlı
bir yükseliş içinde.
Ne var ki, ortodontist olmak için, 5 yıllık diş hekimliği eğitiminden
sonra, 4 yıl da ortodonti eğitimi almak gerekiyor.
Ortodontinin yükselişini, Ege Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi
Ortodonti Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Erdal Işıksal ve Öğretim
Üyesi Prof. Dr. Servet Doğan ile konuştuk. Prof. Dr. Işıksal, üniversiteye
giriş sınavlarında ortodontiye başvurunun hayli fazla olduğunu anımsatıp
Türkiye'nin bu konuda geldiği noktayı şöyle anlatıyor:
Tedavi
de uzun
"Türk ortodontisi, dünya ortodontisiyle eşit durumda.
Teknoloji ve iletişimin ilerlemesiyle, artık hem malzeme hem eğitim
bakımından çok iyi bir noktaya geldik. Ancak ülkemizde yeteri kadar
ortodonti merkezi yok. Örneğin, Konya, Bursa, Çanakkale ve
Fethiye'nin hastaları da bize geliyor. 3-4 yıl sıra beklemek
zorunluluğu doğuyor. Tedavi de uzun, 3-4 yıl sürüyor. Üstelik her
ay da kontrol yapılması gerekiyor. Ortodonti merkezlerini illere de taşımak
lazım."
Işıksal, toplumsal bilinçlenmeyi sorduğumda ise, "İlk
zamanlar, hastalarımızın yüzde 90'ı üniversite personelinin çocuklarıydı.
Tel takabilmek için dil döküyorduk. Şimdi çocuk kendisi istiyor.
Hatta cinsini bile söylüyor. Sabit ya da haraketli olsun
diyebiliyor" diyor.
Prof. Dr. Servet Doğan da, "Gelişmiş ülkelerde ortodonti
hastalarının sayıları daha az. Burada koruyucu hekimliğin önemi
ortaya çıkıyor. Aileler, süt dişleri döneminden başlayarak çocukları
için de, bir diş hekimiyle ilişiki kurmalı. Hekimler de, gerekince
aileleri bir ordotondiste gitme konusunda erken yaşlarda yönlendirmeli"
uyarısını yapıyor.
Estetik
cerrahi genetik sayesinde atılım yaptı
Ege
Üniversitesi Tıp Fakültesi Plastik ve Rekonstüriktif Cerrahi Ana
Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ali Barutçu'yla tıbbın parlayan bir
diğer dalı, estetik cerrahinin son 10 yılını görüştük.
Barutçu'ya, "Günümüzde insanların estetik kaygıları adeta
onları yönlendiren temel unsunlardan biri oldu. Bunun nedeni
nedir?" diye soruyorum... "Önemli olan kişinin kendisiyle
barışık olmasıdır. Çok güzel bir kadın da burnunu beğenmeyebilir.
Önemli olan kişisel huzur ve mutluluk. Ayrıca, lokal anestezi çok
gelişti. Artık insanlar operasyonlardan daha az korkuyorlar" yanıtını
veriyor.
Erkekler
de yaptırıyor
Prof. Dr. Barutçu, son zamanlarda erkeklerin de estetik
operasyonlara olan talebinin arttığını söylüyor... Erkekler daha
çok yağ aldırma, saç ekleme, burun ve yüz gerdirmeye rağbet gösteriyor.
Barutçu özellikle son on yılda alanlarında kaydedilen gelişmeleri
şöyle değerlendiriyor:
"Daha basit ve iyi veren teknikler gelişti. Özellikle doku mühendisliği
ve genetikteki gelişmeler rekonstüriktif cerrahinin önünü açtı.
Örneğin yanıklı hastanın derisine deri eklemek gerekir. Deriyi
hastanın kendi derisiyle tamamlarsanız kişinin dokusuna uygun deri
bulma konusundaki zorluklar ortadan kalkar. Artık Amerika ve
Avrupa'daki yanık merkezlerinde hastanın kendi derisinden alınan küçücük
parçalarla, metre karelik deriler üretilebiliyor. Türkiye'de de doku
kültürü yapılıyor ama bunun teknik alt yapısı henüz oturmadı. Dünyadaki
gelişmeler mutlaka Türkiye'yi de etkileyecek. Kemik ve kıkırdak kültürü;
küçücük bir deri parçasıyla kulak yapılacak."
Diyetisyenler,
ata sözü değiştirdi: Can boğazdan gider!
Günümüzde
sağlıklı olmanın yanı sıra modern giyim tarzı ve giyilenin yakışması
gibi estetik kaygılar, insanları ideal ölçülerde olmaya özendiriyor.
Böylece giderek daha fazla önem kazanan diyetisyenliği, Hacettepe Üniversitesi
Beslenme ve Diyet Bölümü mezunu, Karşıyaka Diyet ve Danışma
Merkezi'nin sahibi Tünsel Tiftikçioğlu'yla konuştuk...
Tiftikçioğlu; "Diyetin hastalıklarla olan ilişkisi daha iyi
anlaşıldı. Gelişmiş ülkelerde halkın beslenme konusunda bilinçlenmesiyle,
dolaşım sistemi, kanser ve diyabet gibi kronik hastalıkların hızlarında
düşüş ve duraklama görüldüğü biliniyor. Ülkemizde de, eğitici
programlar toplumun bu konudaki yanlış inanışlarını değiştirmeye
başladı. İdeal kilolarına yaklaşınca yaşamlarının daha sağlıklı
ve rahat olduğunu gören kişiler çevrelerini etkilediler." diye
anlatıyor diyet konusunda uzmanlara olan talebin artışını.
Toplum bilinçlendikçe "can boğadan gelir" zihniyetinin
yerini, can boğazdan gider görüşünün almaya başladığını söyleyen
Tiftikçioğlu, kilo problemi olmayanların da artık doğru beslenmeye
önem verdiğini belirtiyor. Bu nedenlerden dolayı da, beslenme ve
diyet konusunda bir diyet uzmanından yardım alma eğiliminin arttığını
ve bunun öne çıktığını söylüyor.
Doğal olarak bayanların daha çok önem verdiği diyet konusuna
erkeklerin de ilgisiz kalmadığını sözlerine ekleyen Tiftikçioğlu,
konuşmasını şöyle noktalıyor:
"İdeal ölçüler ve sağlıklı olmak birbiriyle yakın ilişkidedir.
İdeal ölçülerde olmayanların tam sağlıklı oldukları söylenemez.
Tek tip insan olmadığına göre tek tip diyet de olamaz."
|