"Büro
ev" ler Dönemi
Bilgi Çağı olanakları, çalışanlara evlerini büro gibi kullanma
şansını tanıyor. Yazı dizimizin ilk bölümünde size bir büro evi
ve bir büro ev çalışanını tanıtmayı düşündük.
Sabah
Gazetesi'ndeki haberle Salih Memecan'ı örnek seçtik. Memecan New
York'ta yaşarken Türkiye gündemini yakalayıp Sabah'a karikatür çiziyor.
Hayatından da çok memnun.

"Dünya,
İnternet'le birbirine bağlandıkça, iletişim ve teknoloji alanındaki
profesyonellere olan ihtiyaç daha da artacak" diyor New York'taki
Trends Araştırma Enstitüsü'nün Başkanı Gerard Celente. Ona göre,
teknolojinin bu derece hızlı ilerlemesiyle, alışılagelmiş merkezi
bürolar ortadan kalkacak ve 2000'lerde işyerleri, merkezi bürolarını
satelit (uydu) ofislere dönüştürecekler.
Beş yıl içinde daha da gelişecek olan videolu telefonlar sayesinde,
ekrandan konuştuğumuz kişiyle anında iş anlaşmaları yapılabileceğimiz
için işyerlerinin seyahat masrafları büyük oranda düşecek. Birçok
insan, bilgisayarı ve videofonuyla iş yapacağından, bir ofise ihtiyaç
duymayacak; evde çalışacak. Böylelikle şehirlerin sabah ve akşam
trafiği sorunu da çözülmüş olacak.
Bu yazı dizisini hazırlamaya başlarken, bir bölümü de işini
evinden yapanlara yani "home office" olarak çalışanlara ayırmayı
planlamıştım. Bu bölümde kimi ele alacağımı araştırıken,
Sabah Gazetesi'ndeki bir haberden, ünlü karikatürist Salih Memecan'ın,
yaklaşık 20 aydır karikatürlerini New York'taki evinden çizdiğini
öğrendim... ve diyalog kurup bu yeni akımın Türkiye'deki öncülerinden
biri olarak, home office sistemiyle ilgili düşüncelerini öğrendim.
16. Yüzyılda
Roma'da yaşamak gibi
Sabah Gazetesi'ndeki haberde, Memecan'ın "New York'a, hayatımda
değiştirebileceğim tek şeyin oturduğum yer olduğunu düşündüğüm
için taşındım" dediğini okumuştum. Sorumu, "Özellikle
New York'ta yaşamak mı istiyordunuz, yoksa bu değişikliği sadece
daha üretken olabilmek adına mı yaptınız?" diye yöneltiyorum.
Yanıtı çok ilginç bir yaşantıyı yansıtıyor:
"İlk olarak istediğim sadece bir değişiklik yapmak, başka bir
ülkede yaşamaktı. Bu ülke neresi olabilir diye düşününce, aklıma
dünyadaki gelişmeleri en yakından izleyen; pek çok gelişmenin
merkezi olan New York geldi. Bu sanki 16. yüzyılda Roma'da yaşamayı
istemek gibiydi..." diyor.
Olumlu yönleri daha ağır basmasına rağmen, "home office"
şeklinde çalışmanın, kuşkusuz olumsuz yönleri de vardır. Bunlar
nelerdir?" diye sorduğumda, Salih Bey, "Aslında gayet eğlenceli.
İnsan kendini sürekli tatil yapıyormuş gibi hissediyor. Üstelik Türkiye'deki
çalışmalarım oldukça yoğun. Sabah Gazetesine her gün düzenli
olarak çiziyorum. Onun dışında ATV'deki "Sizinkiler", Aktüel
ve Maydonoz dergilerindeki yayınlar var. Ara sıra New York Times için
de çalışıyorum. Bu yoğun tempo içinde insanın kendisini tatilde
gibi hissetmesi son derece keyifli. Bu arada çalışmadığım zamanlar
da bana kalıyor.
Boş zamanlarımda yıllardır içimde kalan mimarlık özlemimi
gideriyorum. Üniversitede mimarlık okumuştum. Ev restorasyonu çok
ilgimi çekiyor. Kendi evimle ilgileniyorum. New York sokaklarında dolaşıyorum.
Ama bu şekilde çalışmanın zaman zaman insana sıkıcı gelen yanları
da var. İş ortamında, insanın iş arkadaşlarıyla çalışması
bambaşka bir şey. Bazen de emekli olmuşum gibi geliyor. Emeklilik için
de daha gencim."
Ailem
çok destek oldu
"Dünyanın merkezi New York'ta yaşamanın, mesleki yaşantınıza
getirdikleri neler?" dediğimde, şöyle diyor Memecan:
"Daha çok şey görmek... Sabahları New York Times okumak...
Metropolitan Müzesi'nin yöneticilerinden tutun da, dünyanın en ünlü
karikatüristlerine kadar her gün birbirinden ilginç insanlarla tanışmak...
Tüm bunlar insanı daha üretken yapıyor."
Bu şekilde çalışmaya karar vermek, insanın bir anda tüm yaşantısının
değişmesi anlamına geliyor. Bu arada oraya yerleşmeden önce birçok
konuda ön hazırlık yapmak gerekiyor. Salih Memecan ve ailesinin New
York'a yerleşmeden önceki tüm bu hazırlıklarını eşi Nursuna Hanım
yapmış. İnternet aracılığıyla 15 gün önceden nerede kalacaklarından
tutun da, çocukların hangi okullara gideceklerine kadar her şeyi o
organize etmiş. Memecan ailesi üyelerinden hiç birinde, bu değişikliğe
karşı bir direnme olmamış. "Ailem bana büyük destek oldu.
Zaten eşim her şeyi ayarladı. Çocuklarım da nereye gidelim desem,
gidecek cinsten" diyor Salih Bey gülerek.
Uzaktan
bakmak
daha eğlenceli
Salih Memecan, bildiğimiz gibi başka bir kıtada olmasına karşın,
Türkiye'deki gündemi yakalayan karikatürler çiziyor her gün. Hatta
kendisini ilk arayışımda "Şu an çok meşgulum, karikatürümü
çiziyorum. Bir saat sonra arar mısınız?" demişti.
"Türkiye'deki hayata uzaktan bakmanın ve bu hayatın içinde
olmanın farkı sizce nedir? Ve buradaki gündemi, bu kadar iyi
yakalamak zor olmuyor mu?" diye soruyorum.
"Öncelikle Türkiye'ye uzaktan bakmak daha eğlenceli. Ama
teknoloji o kadar gelişti ki kendimi Türkiye'ye pek de uzakmışım
gibi hissetmiyorum. Uydu anten sayesinde tüm televizyon kanallarına,
internet sayesinde de gazete ve radyolara kolaylıkla ulaşabiliyorum.
20 sene önce Amerika'da öğrenciyken ailemi ancak hafta da bir
arayabiliyordum. Artık telefon da ucuzladı, her gün görüşebiliyorum."
diyor.
İZMİR'DEN
BİR ÖRNEK
"Evde
çalışmak güzel ama
TV'ye takılmamalısınız!"
Cumhur Coşkun
evini büro gibi kullanıyor. Başlangıçta bu ona ters gelmiş ama
sonra alışmış.
Cumhur Coşkun,
İstanbul merkezli bir Amerikan firması olan MARDAV Yalıtım ve İnşaat
Malzemeleri Şirketi'nin Ege Bölge Müdürü. Evini ofis olarak kullanıyor
ama günleri daha çok bayi ziyaretleri ve otellerde geçiyor.
İstanbul Teknik Üniversitesi Metalürji Bölümü mezunu olan Cumhur
Coşkun MARDAV'da 1.5 yıldır çalıştığını belirterek, iş
modelini şöyle anlatıyor:
"Home office olayını Türkiye'ye Amerikan firmaları getirdi. Günümüzün
rekabet koşullarında, satış ağırlıklı işlerde satıcının
ofiste oturmaması, müşteriyle yüz yüze ilişkiler içinde olması
gerekiyor. Böylece masraflar azaldığı gibi insanların pazarda daha
aktif olmaları da sağlanıyor."
"Home office" sisteminin en önemli özelliklerinden biri
herkesin bir anlamda kendi kendisinin patronu olması. Çünkü kişiyi,
zamanı nasıl geçirdiği konusunda doğrudan kontrol eden kimse yok.
Cumhur Coşkun bu konuda, "Bazen insan belli saatlerde işe gitmek,
belli saatte çıkmak istiyor. Ben artık alıştım. Sabah traş olup işe
gitmiyorum. Ama kendi kendimi disipline etmek zorundayım. Yoksa bazen
ipin ucu kaçabiliyor. Örneğin biraz televizyon izleyeyim derken iki
saat zaman kaybedebiliyorsunuz." diyor.
|