|
Avrupa
Birliği Adalet Divanının "Eroğlu Davası"
ile ilgili Kararının Birlik Üyesi Ülkelerdeki
Gençlerimizin Hukuki Konumlarına (ikamet statülerine)
Olan Etkileri
Avrupa Birliği Adalet Divanı,
Topluluğa üye ülkelerde çalışan vatandaşlarımızın,
"aile birleştirmeleri" çerçevesi dışında, yanlarına
gelen ve bu ülkelerde mesleki eğitim gören (üniversite eğitimi
dahil) çocuklarının, Topluluk hukukuna göre, bu ülkelerde
ikamet etmeye ve çalışmaya hak kazandıklarını kabul etmiştir.
Adalet Divanı, 1980 yılında, 19 yaşındayken öğrenim görmek
amacıyla, F.Almanya'da çalışan babasının yanına giden ve öğrenimini
tamamladıktan sonra, çalışma izni alarak çalışmaya başlayan
vatandaşımız Hayriye Eroğlu'nun, "oturma izni"
talebinin reddedilmesi üzerine, Baden-Württemberg Eyaleti İdaresi
aleyhine, Karlsruhe İdare Mahkemesi'nde açtığı dava ile ilgili
olarak aldığı 05.10.1994 tarih ve C-355/93 sayılı Kararda,
vatandaşımızı haklı bulmuş; Eroğlu'nun, Türkiye-AT Ortaklık
Konseyi'nin 19.09.1980 tarih, 1/80 sayılı Kararının 7.maddesine
göre "çalışma izni"ne ve buna bağlı olarak da
"oturma izni"ne hak kazandığını hükme bağlamıştır.
Ortaklık konseyi'nin 1/80 sayılı kararının 7.maddesinin 2.fıkrası,
Topluluğa üye ülkelerde yasal olarak çalışan Türk işçilerinin
o ülkelerde meslek eğitimi gören çocuklarının, anne ve babalarından
birinin üye ülkede en az 3 yıldan beri yasal olarak çalışmış
olmaları şartıyla, kendilerinin ikamet sürelerine bakılmaksızın,
o ülkede, her işte çalışabilmelerini öngörmektedir.
Adalet Divanı, söz konusu Kararında, önceki Kararlarına
paralel olarak, "çalışma hakkı"nın "ikamet hakkı"na
bağlı olduğunu, çalışma iznine hak kazanan Türk vatandaşlarına
ikamet izni de verilmesi gerektiğini kabul etmekte; Topluluk üyesi
bir ülkeye, "aile birleştirmesi" çerçevesi dışında,
örneğin eğitim ve öğrenim amacıyla gelinmiş olmasının
Ortaklık Konseyi Kararlarıyla sağlanmış haklardan yararlanmaya
engel teşkil edemeyeceği hükmüne varmaktadır.
Adalet Divanı, Sevince davası ile ilgili 20.09.1990 tarih ve
C-192/89 sayılı Kuş davası ile ilgili 16.12.1992 tarih ve
C-237/91 sayılı ve Eroğlu davası ile ilgili, tarih ve sayısı
yukarıda verilen Kararlarında, özet olarak:
-
Türkiye ile AET arasında ortaklık ihdas eden 12.09.1963
tarihli Ankara Anlaşmasının, 23.11.1970 tarihli Katma Protokolün
ve Ankara anlaşması ile oluşturulan Ortaklık Konselinin aldığı
Kararların, Topluluk hukukunun bir parçası olduğunu,
-
Söz konusu düzenlemelerde yer alan hükümlerin, Topluluk üyesi
ülkelerde "doğrudan uygulanabilir" nitelikte olduğunu,
-
Ortaklık Konseyi kararlarında hüküm altına alınan hakların
ikamet hakkını da gerekli kıldığını; Birliğe üye bir ülkede
çalışma iznine hak kazanan Türk vatandaşlarına, oturma izni de
verilmesi gerektiğini teyit etmiştir.
Avrupa Birliğine üye ülkelerde çalışan vatandaşlarımızın
ve aile fertlerinin, Topluluk hukukundan doğan hakları ve bu
haklarını nasıl elde edebilecekleri konusunda bilgi alabilmeleri
ve gerekirse kendilerine hukuki danışmanlık hizmeti sağlanabilmesi
için bu ülkelerdeki Çalışma ve Sosyal Güvenlik Müşavirlik ve
Ataşeliklerimize başvurmaları yararlı olacaktır.
Recep TETİK isimli vatandaşımız, 1980 Eylül'ünden 20 Temmuz
1988 tarihine kadar değişik Alman gemilerinde denizci olarak çalışmış,
bu süre içinde oturma izni her defasında süreli ve denizci
olarak çalışma şantıyla uzatılmıştır. En son oturma izni de
4 Ağustos 1988 tarihine kadar süreli olup, denizci olarak çalışmanın
sona ermesiyle geçerliliğin de sona ereceği şerhini taşımaktır.
20 Temmuz 1988 tarihinde kendi isteğiyle bu işten ayrılan TETİK,
1 Ağustos 1988 tarihinde Berlin'e geçmiş ve aynı gün karada süresiz
oturma izni talebinde bulunmuştur.
Bu talep, 19 Ocak 1989 tarihinde ilgili makam tarafından
reddedilmiş ve bu red kararı da 10 Aralık 1991 tarihinde idare
Mahkemesince, 24 Mart 1992 tarihinde de Berlin Yüksek İdare
Mahkemesince yasal bulunmuştur.
Davanın, davalı avukatı Claus Rosenkranz tarafından temyiz
edildiği Federal İdare Mahkemesi, oturma izninin verilmemesinin
Alman hukukuna uygun olduğunu tesbit etmiş, ancak kanunun 1/80 sayılı
Ortaklık Konseyi Kararının 6.maddesine göre Avrupa Birliği
Adalet Divanı'nca değerlendirilmesi gerektiği 11 Nisan 1995'te
karara bağlanmıştır.
Divan kayıtlarına 7 Haziran 1995 tarihinde giren önkarar
talebinde aşağıda açıklanan iki sorunun cevaplandırılması
istenmektedir:
- 1980-1988 yılları arasında bir üye devlete ait gemilerde
çalışmış olan,iş ilişkisi ve sosyal güvenlik hakları açısından
bu üye devlet mevzuatına tabi olmuş, vergisini ödemiş ancak,
karada ikamet etmesine izin vermeyen, sadece gemilerde çalışmasını
mümkün kılan sınırlı bir çalışma iznine sahip bir Türk
gemici,bu çalışmalarından dolayı, Türkiye-AET Ortaklık
Konseyinin 1/80 sayılı Kararının 6.1 maddesi anlamında bu üye
devletin iş piyasasında yasal olarak çalışmış sayılır mı ?
Alman mevzuatının bu tür işler için izin almayı zorunlu kılmaması
ve iş ve sosyal güvenlik yasalarındaki gemilere özel statü hükümlerinin
mevcudiyeti bu durumu ilgilendirir mi ?
- Birinci sorunun cevabı olumlu ise, örneğin sağlık dışında
başka bir nedenle ve kendi iradesiyle iş ilişkisini sona erdiren;
oturma izni süresinin sona ermesinden 11 gün sonra karada bir işte
çalışmak için ikamet izni talebinde bulunmakla birlikte, bu
talebinin rededilmiş olması nedeniyle işsiz kalan bir TÜrk
gemicisinin ikamet izni hakkı ortadan kalkar mı ?
Ancak, Hollanda'da uluslararası kamyon sürücüsü olarak çalışırken
geçirdiği iş kazası sonucu sürekli işgöremez hale gelen Türk
vatandaşı Ahmet BOZKURT'un, Hollanda'da oturma izni almak için
1/80 sayılı Ortaklık Konseyi Kararına dayalı olarak Hollanda'da
açtığı davanın kendisine iletilmesi üzerine Birlik Adalet
Divanı'nın 6 Haziran 1995'te verdiği kararda (C-434/93)
" Ulusal mevzuat uyarınca, üye devlet makamlarından
oturma ve çalışma izni alınmasını gerektirmeyen bir işte çalışan
bir Türk işçisinin, bu üye devlette çalışması 1/80 sayılı
Kararın 6(1).maddesi anlamında yasal çalışmadır, Bu yasal çalışmanın
mevcudiyeti ilgili kişi için ikamet hakkını da içerir"
yolunda görüş bildirilmesi üzerine Alman İdare Mahkemesi,
Bozkurt kararı ile birinci sorusunun yanıtlanmış olduğu
belirtmiş ve bu sorusunu 30.08.1995 tarihinde geri çekmiştir.
Böylece, Alman mevzuatına göre çalışma izni verilmeksizin,
sadece gemilerde çalışmak kaydıyla oturma izni verilen Türk
vatandaşı bir denizcinin, Almanya'da, Ortaklık Konseyi Kararında
ifade edilen düzenli istihdam piyasasına dahil olduğu ve düzenli
iş piyasasına dahil olma şartına tabi olma hakları kazanabileceği
kabul edilmektedir.
Çalışma izni gerekmeyen Federal Alman gemilerinde gemici
olarak çalışmanın da düzenli ve yasal olarak Almanya iş
piyasasına dahil olma anlamına geldiği ve bu durumun Topluluk
Hukukundan doğan hakları yarattığı konusunda daha önce de, 10
Aralık 1996 tarihinde Hamburg İdare Mahkemesi Mehmet Sedef/Hamburg
şehri davasında bir karar (20 VG A 6843/93) alınmıştı.
Avrupa Birliği Adalet Divanı, 23 Ocak 1997 tarihinde verdiği
V.Tetik kararı ile 1/80 sayılı ortaklık Konseyi Kararının 6.
maddesinin 1. fıkrası uyarınca üye ülkelerden birinde 4 yıl
boyunca düzenli çalışan ve işinden kendi isteğiyle aynı ülkede
yeni bir iş bulmak üzere ayrılan, ancak derhal bir iş bulamayan
Türk işçisini iş bulabilmesi için uygun bir süre oturma izni
verilmesi gerektiğini bildirmiş, ilgili devletin mevzuatı ve böyle
bir mevzuatın bulunmaması halinde üye ülke mahkemelerinin iş
arayanın yeni iş bulmasına yetecek kadar kendisine süre tanınması
öngörülmüştür.
Böylece, kendi isteğiyle işten ayrılmanın, kendi kusuruyla işsiz
kalma anlamına gelmeyeceği, Topluluk Hukukundan doğan ve doğacak
hakları zedelenmeyeceği görüşü geçerli kılınmıştır.
Birlik Adalet Divanı, Tetik kararıyla, daha önce Türk vatandaşı
işçilerle ilgili verilmiş olduğu kararlardaki (Meryem Demirel
kararı/C-12-86, Sevince Kararı/C-192/89, Kuş Kararı/C-23791, Eroğlu
Kararı/C-55/93) görüşünü pekiştirmiş ve daha bir açıklık
kazandırmıştır.
Ayrıca, Kararında Avrupa Birliği Anlaşmasının işçilerin
serbest dolaşımına düzenleyen maddelerin atıf da yaparak, Türk
işçilerinin statüsünün, birlik içindeki serbest dolaşım
ilkelerine biraz daha yakınlaştırılmıştır.
|