|
Türkiye-AT
Ortaklık İlişkileri Çerçevesinde Türk İşçilerinin
Durumu
1. Genel Hukuki Çerçeve
Türkiye iLe AT arasında Ortaklık ilişkilerini düzenleyen ana
sözleşmeler 12 Eylül 1963 tarihli Ankara Anlaşması (AA) ile 1
Ocak 1973 tarihinde yürürlüğe giren Katma Protokoldür (KP). Sözkonusu
Anlaşma ve Katma Protokolün işçilerimizi ilgilendiren hükümleri:
- Türkiye ile Topluluğa üye devletler arasında işgücünün
serbest dolaşımının sağlanması (AA Md.12, KP Md.36),
- Toplulukta çalışan Türk işçilerine ücret ve diğer çalışma
koşulları açısından vatandaşlık esasına dayalı ayırımcılık
yapılmayacağı (KP Md.37)
- Toplulukta çalışan Türk işçileri ve ailelerinin sosyal güvenlik
haklarının korunması (KP.Md.39)
alanlarına ilişkin bulunmaktadır.
Ankara Anlaşması ve Katma Protokolün ilgili hükümleriyle
1976-1986 yılları arasındaki 10 yıllık dönem içinde kademeli
olarak gerçekleştirileceği öngörülen serbest dolaşımın ilk
2 kademesinin esasları, daha sonra 2/76 ve 1/80 sayılı Ortaklık
Konseyi Kararlarıyla tespit edilmiştir. Ortaklık Konseyi Kararlarıyla
(OKK) yalnızca Topluluğa üye ülkelerde yasal olarak bulunan Türk
işçilerine ve bunların aile bireylerine belirli süreler sonunda,
bulundukları ülke ile sınırlı olmak üzere her türlü işte çalışma
hakkı tanınmıştır. Nitekim 2/76 sayılı Kararda öngörülen
koşulları iyileştirmek amacıyla Ortaklık Konseyinin 30.06.1980
tarihli toplantısında kabul edilen 1/80 sayılı OKK'nın konuya
ilişkin 6.maddesinde bir üye ülkede yasal olarak bulunan Türk işçisinin:
- Bu üye ülkede bir yıl çalıştıktan sonra aynı işveren
nezdinde istihdam edilmek kaydıyla çalışma iznini uzattırma
hakkına,
- Bu üye ülkede üç yıl yasal olarak çalıştıktan sonra,
aynı ülkede ve aynı meslekte, ancak dilediği işveren
nezdinde çalışma hakkına,
- Aynı ülkede dört yıllık yasal çalışmadan sonra dilediği
herhangi bir meslekte ve işyerinde çalışma hakkına,
sahip olacağı hükme bağlanmıştır.
Sözkonusu Karar'ın 7'nci maddesinde ise, AET ülkelerinde çalışan
işçilerimizin üyelerinin çalışma hayatına girişleri ile
ilgili hükümlere yer verilmektedir. Bu madde ile, bir üye ülkede
yasal olarak bulunan Türk işçisinin yanında ikamet etmesine izin
verilmiş olan aile bireylerine:
- Topluluk üyesi ülke vatandaşlarının öncelik hakkı saklı
kalmak kaydıyla, o ülkede üç yıl yasal olarak ikamet
ettikten sonra işe girebilme,
- Beş yıl ikametten sonra ise, diledikleri her işe serbestçe
girebilme,
imkanı verilmektedir. Ayrıca:
- Tarafların işçileri işe alma şartlarına yeni kısıtlamalar
getiremeyecekleri (MD.13),
- Ücret ve diğer çalışma şartları ile istihdam kuruluşlarının
hizmetlerinden yararlanmada Türk işçilerine ayırım yapılmayacağı
(Md.10/1),
- Topluluktaki işgücü talebi üye devletler iş piyasasından
karşılanamadığı takdirde üye devletlerin Topluluk üyesi
olmayan devletler vatandaşı işçilere çağrıda
bulunabilecekleri, ancak bunu yaparken Türk işçilerine öncelik
vermeye gayret sarfedecekleri (Md.8),
- Bir mesleki eğitim kursunu tamamlayan Türk işçi çocuklarının
ana-babalarından birinin ilgili üye ülkede yasal olarak en az
üç yıl çalışmış olması koşuluyla o ülkede kalış süresinin
uzunluğuna bakılmaksızın her türlü iş arzını cevaplandırabilecekleri
(Md.7 son),
- Türk işçi çocuklarının genel eğitim, çıraklık ve
meslek eğitimi sınıflarına (kurslarına), o üye ülkenin
kendi vatandaşı olan çocukların giriş formasyonu
niteliklerine eşit koşullarla kabul edilecekleri ve Türk çocuklarının
da, bu üye ülkede, bu alanda ulusal mevzuatla sağlanan
avantajlardan yararlanabilecekleri (Md.9),
gibi hususlar da OKK'la düzenlenmiş, Türk işçileri ve aile
bireylerinin bulundukları ülkelerle sınırlı olmak üzere çalışma
statüleri açıklığa kavuşturulmuştur.
Toplulukta çalışan Türk işçileri ve ailelerinin sosyal güvenlik
hakları KP'nin 39. maddesi uyarınca kabul edilen 3/80 sayılı OKK
(19.9.1980) ile düzenlemeye çalışılmıştır. Ancak, hukuken
haklı görülmekle birlikte, üye devletlerin Kararın yürürlükte
olmadığı yolunda görüş birliğinde oldukları öğrenilmiştir.
Sözkonusu Kararın uygulanma şeklini düzenleyen Tüzük ise,
Yunanistan'ın engellemesi nedeniyle Topluluk Konseyinden geçememiştir.
Uygulama tüzüğü yürürlüğe giremeyen 3/80 sayılı OKK'yla
Topluluğa üye ülkelerde bulunan Türk işçilerinin:
-
Hastalık, hamilelik, malûliyet, yaşlılık, ölüm ve aile
yardımlarına hak kazanmada üye devletlerde geçen tüm çalışma
ve sigorta sürelerinin dikkate alınacağı;
-
İşçi ve ailesinin ikamet ettiği üye devlet neresi olursa
olsun hastalık sigortası yardım ve ödeneklerine hak kazanacakları;
öngörülmektedir.
Ancak Kararda, Türk işçilerinin sosyal güvenlik haklarından
yararlanmalarında, KP'nin 39.maddesiyle çizilen hukuki çerçeveden
kaynaklanan kısıtlamalar bulunmaktadır. Ayrıca, Kararın atıfta
bulunduğu ve Topluluk üyesi devletler vatandaşlarının sosyal güvenlik
haklarını düzenleyen 1408/71 sayııl Konsey Tüzüğünde yahpılan
değişiklikler nedeniyle 3/80 sayılı OKK'nda da paralel değişikliklerin
yapılması gerekmektedir.
Diğer taraftan Türk işçilerine sosyal güvenlik alanında
muamele eşitliğinin sağlanması ve aile birleştirmeleri
konusunda, ne ana Anlaşmalarda (AA ve KP) ne de Ortaklık Konseyi
Kararlarında herhangi bir hüküm yer almamaktadır. Benzer şekilde
Türk işçilerinin üye devletler ülkesine giriş-çıkış ve
ikametleriyle ilgili hüküm de bulunmamakta, bu hususlarda Türk işçileri,
Topluluğa üye devletler vatandaşlarından farklı olarak ilgili
devletin iç mevzuatına tabi tutulmaktadırlar.
2. Türkiye-AT Ortaklık Anlaşmasına ilişkin AT Adalet
Divanının Yorum Kararları:
AT Adalet Divanının (ATAD), AET Anlaşmasının 177. maddesi
uyarınca Türkiye-AT Ortaklık Anlaşmaları ve bunlar uyarınca çıkarılan
Ortaklık Konseyi Kararlarının yorumuna ilişkin olarak verdiği
ön-kararlar işçilerimiz açısından olduğu kadar Türkiye ile
Topluluk arasındaki ilişkilerin hukuki yönüne ışık tutması
nedeniyle de önemlidir. Sözkonusu kararlar aşağıda kısaca açıklanmıştır:
- M.Demirel isimli bir Türk vatandaşının Stuttgart İdare
Mahkemesi tarafından ATAD'a önkarar için intikal ettiririlen
davası nedeniyle verdiği 30 Eylül 1987 tarihli kararda Divan:
Ortaklık Anlaşmalarının Topluluk hukukunun ayrılmaz bir parçası
olduğunu teyid etmiş, ancak Ankara Anlaşması ve Katma Protokolün
serbest dolaşıma ilişkin hükümlerinini niyet beyanı
mahiyetinde ve program belirleyici nitelikte olması, doğrudan
uygulanabilirliği mümkün kılacak açıklık ve kesinlikte
olmaması nedeniyle Türk işçilerinin serbest dolaşım hakkından
yararlanmalarının mümkün olmadığını kararlaştırmış, ayrıca
sözkonusu Anlaşmalarda işçilerin aile birleştirmelerine ilişkin
herhangi bir hükmün de bulunmadığını ifade etmiştir.
-
Salih Zeki Sevince isimli vatandaşımızın, Hollanda Yüksek
İdare Mahkemesi tarafından önkarar için intikal ettirilen davası
dolayısıyla verdiği Kararda (C-192/16) ise Divan, Türkiye-AT
Ortaklık anlaşmaları ile bunlara dayanılarak çıkarılan Ortaklık
Konseyi Kararlarının Topluluk hukukunun bir parçası ve özellikle
Ortaklık Konseyi Kararlarının ilgili maddelerinin (2/76. Md.2-1/b
ve 7 ile 1/80, Md.6/1 ve 13) doğrudan uygulanabilir nitelikte olduğunu
açıklamıştır. Bu husus işçilerimiz ve aileleri açısından
önem taşımaktadır. Çünkü, bilindiği üzere Topluluk
hukukunun doğrudan uygulanabilir/doğrudan etkili hükümlerinin üye
devletler hukukuna etkisi, Topluluk hukukuna etkisi, Topluluk
hukukunun üye devletler vatandaşlarına sağladığı hakların
ulusal mahkemelerce korunması yükümlülüğünü getirmesidir.
-
Almanya'da ikamet eden ve Alman vatandaşı eşiyle evlilik
ilişkisi sona eren Kazım Kuş isimli vatandaşımızın ikamet
izninin uzatılmaması nedeniyle mahkemeye intikal eden davası
dolayısıyla Hessen Yüksek İdare Mahkemesinin ATAD'dan "Türk
işçilerinin istihdam ve serbest dolaşımı konusundaki AET-Türkiye
OKK'ları uyarınca , bir üye ülkede çalışma izni hakkına
sahip bir Türk işçisine, bu hakkını kullanabilmesi için,
"ikamet izni verme zorunluluğu olup olmadığı"
konusunda ön karar talebi üzerine verdiği yorum kararında Divan,
çalışma izni ile oturma izni arasındaki ilişkiyi teyit etmiştir
(16.12.1992 tarih ve C-237/91).
Kararda Divan görüşlerini:
-
1/80 sayılı OKK'nın 6.maddesinin 1. fıkrasının
3.bendinin bir Türk işçisinin ulusal hukuki düzenlemeler çerçevesinde
yargıya intikal etmiş bir dava süresince kendisine oturma izni
verilmiş olmasından dolayı çalıştığı sürelerin sözkonusu
kararda öngörülen en az 4 yıllık çalışma şartını yerine
getirmede dikkate alınamayacağı ilgilinin ikamet hakkının,
temyiz edilen ilk kademe mahkeme kararıyla teyid edilmiş olmasının
bu durumu değiştiremeyeceği şeklinde;
-
1/80 sayılı kararın 6.maddesinin 1.nci fıkrasının 1.nci
bendinin bir üye ülkede bu ülke vatandaşı ile evlenmek için
oturma izni almış olan ve burada geçerli bir çalışma izni ile
aynı işveren nezdinde bir yıldan fazla bir süre çalışan Türk
vatandaşının bu çalışma iznini uzattırma hakkı olduğu, çalışma
izninin uzattırma başvurusuna karar verilmesi esasında sözkonusu
evlililğin ortadan kalkmış olmasının durumu değiştiremeyeceği
şeklinde;
-
1/80 sayılı Kararın 6.ncı maddesinin 1.nci fıkrasının
1.nci ve 3.ncü bendleri şartlarını yerine getiren bir Türk işçisinin,
çalışma izni dışında oturma iznini uzattırmak için de doğrudan
bu hükümlere istinad edebileceği şeklinde"
yorumlanması gerektiği yolunda açıklanmıştır.
Sözkonusu davada Divan, davacı Türk işçisinin Alman vatandaşı
ile evlenmiş olması dolayısıyla kendisine oturma izni verilmesi
ve buna dayanarak yasal bir çalışma izni ile en az bir yıl çalıştıktan
sonra eşinden boşanmış olmasının durumu değiştirmeyeceği
sonucuna varmıştır.
Kararda Türk işçisinin evlenme veya çalışma gibi kişisel
nedenlerle F.Almanya'ya gelmiş olmasının önemli olmadığı; bu
işçinin yasal bir çalışma izni ile 1/80 sayılı OKK'nda öngörülen
süre ile çalışmış olmasının önemli olduğu vurgulanmaktadır.
Ancak, bu tür şartının ikamet izni ile ilgili herhangi bir
hukuki anlaşmazlığın yargıya intikalinden önce yerine
getirilmiş olması gerekmekte, Yargı esnasında geçen süre
"hakkın doğması için gerekli süre"den sayılmamaktadır.
3.Değerlendirme ve Sonuç:
3.1. Bilindiği üzere 2/76 ve 1/80 sayılı Ortaklık Konseyi
Kararları, Ankara anlaşmasının 12.Katma Protokolün 36.
maddeleriyle öngörülen serbest dolaşım hakkının 1. ve 2. aşamasını
uygulamaya geçirmek üzere yürürlüğe konmuş, ancak nihai ve
son aşama için Türkiye ile Topluluk arasında herhangi bir hukuki
düzenleme yapılması siyasi nedenlerle mümkün olamamıştır.
Her ne kadar, serbest dolaşımın 1. ve 2. aşamasını yürürlüğe
koymak amacıyla kabul edilen 2/76 ve 1/80 sayılı Ortaklık
Konseyi kararları, bir haklar bütünü olan serbest dolaşımı
gerçekleştirmekten uzak ise de Topluluğa üye ülkelerde yasal
olarak bulunan Türk işçilerinin ve ailelerinin başta çalışma
hakkı, ücret ve diğer çalışma koşullarında muamele eşitliğinin
sağlanması olmak üzere bazı haklarını düzenlemektedir.
Halen yürürlükte bulunan 1/80 sayılı Ortaklık Konseyi Kararının
10.maddesinde Topluluğa üye ülkelerin ücret ödemeleri ve diğer
çalışma şartları bakımından, bu ülkelerin işgücü piyasasına
yasal olarak dahil bulunan Türk işçileri ile Topluluk üyesi ülkeler
vatandaşı işçiler arasında herhangi bir ayırım gözetemeyecekleri
öngörülmekte, tedbir alma görevi üye devletlerin sorumluluğu
altında bulunmaktadır. (Md.29).
Anlaşılacağı üzere, Topluluğa üye devletlerde yasal olarak
bulunan Türk işçileri ve ailelerine sözkonusu Ortaklık Konseyi
Kararlarıyla sağlanan haklar, Topluluk hukukunun koruması altındadır
ve sorunla karşılaşılan alanlarda vatandaşlarımızın
bulundukları ülkeler mahkemelerinde davalar açarak Topluluk
hukukuyla kendilerine tanınan hakların korunması hususunda
talepte bulunma hakları vardır. SEVİNCE davası dolayısıyla
verdiği kararda Divan bu hususu teyid etmiştir.
Kazım Kuş davasıyla ilgili olarak alınan kararda ise, ATAD'ın
geliştirmekte olduğu içtihadın yönü, işçilerimiz lehine
belirginleşmiştir.
Kararın getirdiği başlıca yenilik, 1/80 sayılı OKK'ı hükümleri
çerçevesinde Topluluk üyesi bir ülkede yasal olarak bir yıl çalışan
bir Türk işçisinin aynı işveren nezdinde çalışmak üzere, çalışma
izni yanında, oturma iznini de uzattırma hakkına kavuşmuş olmasıdır.Aynı
şekilde işgücü piyasasında dört yıl çalıştıktan sonra o
ülkede herhangi bir işe girme hakkını elde eden Türk işçisinin
bunula ikamet hakkını da elde ettiği teyid edilmiştir.
Diğer bir deyişle oturma izni hangi nedenle verilmiş olursa
olsun, yasal bir çalışma izni ile iş piyasasına girmiş bulunan
Türk vatandaşlarına belirli süre çalıştıktan sonra çalışma
ve ikamet güvencesi getirilmiştir.
Ancak, Topluluk hukukunda, üye devletler açısından bağlayıcı
olduğuna şüphe olmayan Divan Kararlarını tüm üye devletlerde
uygulamaya geçirecek bir mekanizma mevcut olmadığından, her bir
olayda ayrıca dava açma mecburiyeti çıkabilecektir.
Sonuç olarak, serbest dolaşımı Toplulukta yaşayan vatandaşlarımız
açısından, Toplulukta geçerli kurallar çerçevesinde gerçekleştirmek
için siyasi atmosferin henüz yeterince gelişmediğini ifade etmek
gerekmektedir. Ancak, Ortaklık Anlaşmalarıyla öngörülen
serbest dolaşım hakkı hukuken mevcuttur ve tarafların taahhüdü
niteliğindedir. Ankara Anlaşması ve Katma Protokolün serbest
dolaşıma ilişkin hükümleri Türk işçilerinin diğer 3. ülkeler
vatandaşı işçilere nazaran ayrıcalıklı veya özel statüsünü
düzenlemektedir. Topluluk ve üye devletler uygulamalarında diğer
3. devletler işçileriyle aynı statüde mütalaa edilen işçilerimizin
onlardan farklı statülerinin topluluk ve üye devletlerce kabul
edilerek gerekli tedbirleri almaları gerekmektedir.
1/80 sayılı OKK'nın 6 ve 7. maddelerinin mevcudiyeti Türk işçileri
ve ailelerinin diğer 3. ülkeler vatandaşlarından farklı statülerinin
kanıtıdır. Diğer ülkelerle yapılan anlaşmaların hiçbirinde
benzeri hükümler yer almamaktadır.
Farklı statünün bir sonucu olarak işçilerimizin bulundukları
üye ülkelerdeki yabancılar yasalarının, OKK'ı hükümlerine
nazaran daha ağır koşullar öngören hükümlerinden
etkilenmemeleri gerekmektedir.
Ancak Ortaklık Konseyi Kararlarının kabulünden bu yana çok
uzun bir süre geçmiştir ve şu veya bu nedenle bu Kararlar
uygulanmamıştır. Bu nedenle, bundan böyle, sözkonusu OKK'nın Türk
işçilerine tanıdığı haklara her vesileyle üye devletlerin
dikkatlerinin çekilerek, tedbir alma sorumluluğunu yerine
getirmelerinin talep edilmesinin yararlı olacağı düşünülmektedir.
3.2. Diğer taraftan, yukarıda da açıklandığı üzere
Toplulukta çalışan ve yaşayan Türk işçileri ve ailelerinin
sosyal güvenlik hakları KP'ün 39.maddesi uyarınca kabul edilen
3/80 sayılı OKK'ı ile düzenlenmiştir. Ancak, haklı görülmemekle
birlikte üye devletlerin Kararın yürürlükte olmadığı yolunda
görüş birliği içinde oldukları öğrenilmiştir. Sözkonusu
Kararın bugüne kadar uygulanmamış olmamasının önemli bir
eksiklik yarattığını ifade etmek mümkün değildir.
Çünkü: 3/80 sayılı OKK ile KP'ün 39. maddesiyle çizilen
hukuki çerçevenin sınırları içinde Türk işçileri ve
ailelerinin sosyal güvenlik hakları düzenlenmeye çalışılmıştır.
Bu itibarla sözkonusu Kararda :
-
Türk işçilerinin Türkiye'de geçen çalışma ve sigorta sürelerinin
üye devletler tarafından dikkate alınma zorunluluğu öngörülmemiştir,
-
İşçinin Topluluk dışında oturan aile bireylerinin aile
yardımları sigortasından yararlanmaları öngörülmemiştir,
-
İşçinin Türkiye'deki geçici ikameti sırasında sağlık
yardımlarından yararlanması garanti edilmemiş, Türkiye'deki
aile bireyleri için sağlık yardımı öngörülmemiştir.
-
İşsizlik sigortasından söz edilmemiştir.
Oysa, Topluluk hukukuna dayanak teşkil eden "İnsan Hakları
Evrensel Bildirgesi", "İnsan Hakları ve Temel Özgürlükler
Avrupa Sözleşmesi", "Avrupa Sosyal Şartı",
"Vatandaşlarla Vatandaş Olmayanlar Arasında Muamele Eşitliğine
İlişkin 118 sayılı ILO Sözleşmesi", "Göçmen İşçilerinin
Hukuki Statüsüne İlişkin Avrupa Sözleşmesi" gibi konuyla
ilgili tüm hukuki düzenlemelerde :
- Sosyal güvenlikte muamele eşitliğini,
- Sigorta ve hizmet sürelerinin birleştirilmesini,
- Sosyal güvenlik yardımlarının ihracını,
- İkamet yerine bakılmaksızın işçinin ailesinin sosyal güvenlik
haklarından yararlanmasını,
sağlayacak tedbirlerin alınmasını öngören 4 temel ilke yer
almaktadır. Anlaşılacağı üzere, 3/80 sayılı OKK'ı düzenlenirken
bu ilkelerin bazıları dikkate alınmamıştır.
Diğer taraftan 3/80 sayılı OKK'nın uygulamaya geçirilmeyişinin
bir sonucu olarak, Topluluğa üye devletlerde bulunan Türk işçileri
ve bunların aile bireylerinin sosyal güvenlik hakları halen, bu
ülkelerden Almanya, Hollanda, Belçika, Fransa, İngiltere ve
Danimarka ile aktedilen ikili Sosyal Güvenlik Sözleşmeleriyle ve
gereğine göre Avrupa Sosyal Güvenlik Sözleşmesi ile 118 sayılı
ILO Sözleşmesi gibi diğer çok taraflı sözleşmeler uyarınca
korunmaktadır. Ayrıca Türkiye'nin 1989 yılında onayladığı
Avrupa Konseyi Sosyal Şartının konuya ilişkin hükümleri de bu
alandaki güvenceleri pekiştirmektedir. Burada vurgulanması
gereken çok önemli bir husus sözkonusu belgelerle Türk işçilerine
ve ailelerine sosyal güvenlik alanında tanınan hakların fiilen
3/80 sayılı OKK'ı ile tanınan hakların üstünde olduğudur.
Vurgulanması gereken 2.önemli husus ise 3/80 sayılı OKK'nın
ek'inde yer alan hizmet birleştirmesiyle ilgili "Topluluğa Üye
Devletlerin Açıklaması" başlıklı "Beyan"dır
(CEE-TR 134/80). Sözkonusu Beyan 3/80 sayılı Kararın kabul
edildiği 19.09.1980 tarih ve CEE-TR 134/80 sayılı metinde yer aldığı
halde, Kararın yayınlandığı Topluluk Resmi Gazetesi'nde Beyana
yer verilmediği anlaşılmaktadır. (OJ C 110/60, 25.04.1983).
Sözkonusu metnin incelenmesinden, Topluluğa üye devletlerin,
KP'ün 39. maddesinde yer alan hizmet birleştirmesine ilişkin kısıtlayıcı
hüküm karşısında 3/80 sayılı OKK'ına bu eksikliği giderici
hükümler koyamadıkları, ancak sözkonusu Ek'de yer alan beyanla
"Türkiye'de geçen sürelerin, yardım hakkının kazanılması,
muhafaza ve ihya edilmesi ve yardımların hesaplanmasında nazara
alınması ile ilgili hukuki metinleri ve gerekli modelleri hazırlamakla
yükümlü" olduklarını kabul ettikleri anlaşılmaktadır.
Üye devletlerin sözkonusu yükümlülüklerini yerine
getirmeleri halinde 3/80 sayılı OKK'nın önemli eksiklerinden
birinin giderileceğine şüphe yoktur.
Bu itibarla, Topluluk üyesi devletler vatandaşlarının sosyal
güvenlik haklarının korunmasına ilişkin standartlarının,
esasen serbest dolaşım hakkına sahip Türk işçilerine ve
ailelerine yaygınlaştırılması suretiyle 3/80 sayılı OKK'nın
güncelleştirilmesi ve bunu uygulamaya geçirecek tedbirlerin alınmasında
zaruret bulunduğu düşünülmektedir. Sözkonusu güncelleştirme
çalışmalarında gözönünde tutulması gerekli temel kurallar
ise, Topluluğa üye devletler vatandaşlarına sosyal güvenlik
alanında uygulanan muamele eşitliğinden hareketle, bu ülkelerde
bulunan Türk işçileri bakımından da :
-
Sosyal güvenlikte vatandaşlık esasına dayalı ayırımcılık
yapılmaması,
-
Toplulukta ve Türkiye'de kısa ve uzun vadeli sigorta kollarına
tabi olarak geçen hizmet sürelerinin sigorta yardımlarına hak
kazanmada birleştirilmesi,
-
Kısa ve uzun vadeli sigorta kollarından sağlanan ödenek
ve yardımların Türkiye'de ikamet halinde de verilmesi,
-
İşçinin Türkiye'deki aile bireylerinin analık ve sağlık
yardımları ile aile yardımlarından yararlanması,
-
İşsizlik sigortası,
hususlarını kapsaması gerekmektedir.
|