| Türk - Alman İlişkileri
Siyasi İlişkiler -Ağustos 2002
Türkiye Cumhuriyeti’nin Kurucu Felsefesi
Ulusal Kurtuluş Savaşımızın temelinde, 19. yüzyıl Avrupa’sının
özgürlük, ulusçuluk, anayasacılık, laikleşme, hümanizm,
demokratikleşme ve sanayileşme gibi bugünkü Avrupa medeniyetinin esasını
oluşturan düşünce akımları yer almaktadır. Atatürk’ün ulusçuluk
anlayışının -Avrupa’da olduğu gibi- ulusal mutabakat temelinde
yurttaşlığı esas alması, ayrıca “Yurtta Sulh, Cihanda Sulh”
ilkesine ve çağdaş uygarlık hedefine bağlı olması, geleneksel
Osmanlı-Avrupa çatışmasının niteliğini değiştirmiştir. Bu mücadele,
yerini birbirine benzer düşünce yapısı ve devlet sistemine sahip
birimlerin ilişkisine bırakmıştır.
Soğuk Savaş Dönemi
Soğuk Savaş ortamında Türkiye’nin stratejik konumu ağırlık kazanmış
ve ülkemizin Batı ittifakının parçası olmasına elverişli bir
uluslararası konjonktür oluşmuştur. Böylece Türkiye, 20. yüzyılın
ikinci yarısında, Avrupa Konseyi, NATO ve OECD gibi Avrupa merkezli Batı
kurum ve kuruluşlarına üye olmuştur. Türkiye, Avrupa Birliği üyeliğini
de Batı ittifakının parçası olmasının doğal bir uzantısı ve mantıksal
bir sonucu olarak görmüştür.
Avrupa Topluluğu (AT) ile Türkiye’nin ortaklık ilişkisini belirleyen
Ankara Anlaşması, Yunanistan’ın Topluluk’la yaptığı ortaklık
anlaşmasından iki yıl sonra, 12 Eylül 1963’te imzalanmıştır. Türkiye
ve Yunanistan’la akdedilen bu anlaşmalar, daha sonra yapılan ortaklık
anlaşmalarından farklı olarak, iki ülkeye de tam üyelik hakkı tanımış
ve ortak üyeliği tam üyeliğe yönelik bir süreç olarak öngörmüştür.
Bu tutum, Soğuk Savaş döneminde iki ülkenin siyasi ve ekonomik
istikrarına, stratejik ağırlıkları doğrultusunda verilen önemi göstermektedir.
Ankara Anlaşması, “hazırlık”, “geçiş” ve gümrük birliğinin
gerçekleşeceği “nihai aşama” olarak üç dönem öngörmüştür.
Hazırlık aşaması nisbeten sorunsuz geçmiş ve Türkiye geçiş aşamasını
başlatmak için Mayıs 1967’de Topluluğa müracaat etmiştir. Gümrük
birliği ilişkisinin önem kazanmaya başladığı bu ikinci aşamaya
esas teşkil eden Katma Protokol, Ortaklık Konseyi’nde, Temmuz
1970’te kabul edilmiştir. Katma Protokol’ün yürürlüğe girme ve
uygulanma süreçleri ise, Türkiye ile Avrupa Topluluğu ilişkilerinde
sorunların arttığı bir döneme rastlamıştır. Zira, Soğuk Savaş’ta
“yumuşama” dönemine geçilmesiyle birlikte, Avrupa’nın
uluslararası olaylara bakışında güvenlik endişelerinden ziyade
iktisadi konular ve demokratikleşme ağırlık kazanmaya başlamıştır.
1970’li yıllarda Türkiye’yi etkileyen iç ve dış dinamikler, ülkemizin
Avrupa Topluluğu’nun evrimine uyum sağlamasını zorlaştırmıştır.
Avrupa Topluluğu’nun demokratikleşme ve insan hakları alanlarındaki
görüşleri, bu dönemde şekillenmeye başlamıştır. Topluluk, üyelik
müracaatlarını da -iktisadi kriterlerin ötesinde- siyasi mülahazalar
ışığında değerlendirme eğilimine girmiştir.
Avrupa Topluluğu’nun siyasi ve iktisadi dinamikleri ile Türkiye’nin
öncelikleri arasında 1970’li yıllarda ortaya çıkan farklılaşma, Türkiye’nin
batılılaşma ve kalkınma projeleri arasındaki dengenin giderek kalkınma-sanayileşme
boyutu lehine değişmesi şeklinde tezahür etmiştir. Türkiye, Katma
Protokol’de öngörülen gümrük birliğine geçiş sürecinin kısa
olduğunu düşünmüş, bu durumun sanayileşmesini ve ithal ikamesine
dayalı kalkınma stratejisini olumsuz yönde etkileyeceğini değerlendirmiştir.
Netice itibariyle Türkiye, 1978 yılında AT’den gümrük birliği ilişkisinin
gözden geçirilmesini talep etmiş ve beş yıllık ek bir süre istemiştir.
Böylece, Türkiye ve Yunanistan’ın Topluluk’la o zamana değin eşit
ve dengeli şekilde yürüyen ilişkileri farklılaşmaya başlamıştır.
1980’li yıllarda, Avrupa Topluluğu’yla ilişkilerimizde demokrasi ve
insan hakları konuları ön plana çıkmıştır. Türkiye’de insan
haklarının durumu hakkında raporlar hazırlanmaya başlanmıştır.
1984 yılı itibariyle Topluluk, -demokrasi alanındaki hassasiyetinden
taviz vermeksizin- Ortaklık Anlaşması’nı canlandırma arayışına
girmiştir. Ancak, Topluluğa 1981 yılında tam üye olan Yunanistan, ilişkilerin
normalleşmesini engellemiştir. Türkiye’nin 14 Nisan 1987’de yaptığı
tam üyelik başvurusu, Yunanistan faktörü ile Topluluğun reform çalışmalarının
ağırlık kazandığı bir döneme rastlamıştır. AT Komisyonu, bu müracaatımıza
1989 yılında verdiği cevapta, Türkiye’nin AT’ye tam üyelik
konusundaki ehliyetini teslim etmekle birlikte, Topluluğun derinleşme ve
müteakip genişleme sürecinin tamamlanmasının beklenmesini, bu arada
da gümrük birliğinin tamamlanmasını önermiştir.
Soğuk Savaş’ın Sona Ermesinden Helsinki Zirvesi’ne Kadar Uzanan
Dönem
1989 yılında Berlin Duvarı’nın yıkılmasıyla birlikte, Avrupa köklü
bir değişim sürecine girmiştir. 1990’lı yıllarda çok sayıda ülkenin
AB’ye tam üyelik müracaatında bulunması, Birliği “derinleşme”
ve “genişleme”yi birlikte gerçekleştirme çabasına sevketmiştir.
Genişleme süreci çerçevesinde AB, 1993’te üyelik için gerekli gördüğü
Kopenhag kriterlerini benimsemiş, uygulamaya verdiği önemi de 1995’te
Madrid’de, 1997’de de Lüksemburg’da kabul ettiği ölçütlerle
ortaya koymuştur.
Haziran 1993’te kabul edilen Kopenhag kriterlerine göre “Üyelik,
aday ülkenin demokrasiyi, hukukun üstünlüğünü, insan hakları ile
azınlıkların korunmasını ve saygı görmesini teminat altına alan
kurumlarının istikrara kavuşturulmuş olmasını, işleyen bir piyasa
ekonomisinin mevcudiyetini, AB içindeki rekabet ve piyasa güçleriyle başetme
kapasitesini gerektirmektedir. Üyelik, adayın -siyasi, ekonomik ve
parasal birliğe katılım da dahil olmak üzere- üyeliğin getirdiği yükümlülükleri
üstlenebileceğini varsayar.”
Aralık 1995 tarihli Madrid Zirvesi Sonuçları’na göre “Üyelik,
aday ülkenin AB’yle bütünleşmesi için idari yapılarında uyum
yoluyla gerekli koşulları gerçekleştirmesini de zorunlu kılmaktadır.
AB müktesebatının ulusal mevzuata uyarlanması önemli olmakla
birlikte, esas itibariyle bu mevzuatın uygun idari ve yasal yapılar
kanalıyla etkin bir şekilde uygulanması önem taşımaktadır. Bu
husus, AB üyeliğinin gerektirdiği karşılıklı güvenin bir ön koşuludur.”
Aralık 1997 tarihli Lüksemburg Zirvesi Sonuçları’na göre ise
“AB’nin genişlemesinin bir ön şartı olarak, kurumların işleyişi,
Amsterdam Antlaşması’nın kurumsal hükümleri doğrultusunda güçlendirilmeli
ve geliştirilmelidir.”
Türkiye ile Avrupa Birliği arasındaki gümrük birliği, bu konjonktürde
müzakere edilmiş ve 1 Ocak 1996 tarihinde yürürlüğe girmiştir.
Avrupa Birliği, genişleme stratejisine esas teşkil eden “Gündem
2000” başlıklı raporunda, Merkezi ve Doğu Avrupa ülkeleri ile Kıbrıs’ın
2000’li yıllarda AB’ye tam üye olmasını öngörmüştür. Raporda,
Türkiye’yle ilgili olarak, gümrük birliği uygulamasının ülkemizin
birçok alanda AB müktesebatını üstlenebileceğini gösterdiği, buna
karşılık makro-ekonomik istikrarsızlık kıskacının kırılamadığı,
diğer taraftan insan hakları ve Güneydoğu meselesinin devam ettiği görüşlerine
yer verilmiştir.
Aralık 1997 tarihli Lüksemburg Zirvesi’nde ise, Türkiye genişleme sürecinin
dışında tutulmuştur. Bunun üzerine Türkiye, AB’yle siyasi diyaloğunu
askıya almıştır.
Helsinki Zirvesi
Aralık 1999’da Helsinki’de düzenlenen Avrupa Birliği Zirvesi’nde
Türkiye’nin AB üyeliğine aday ilan edilmesi, Türkiye-AB ilişkilerinde
yeni bir dönüm noktası olmuştur. Böylece, hem Türkiye, hem de Avrupa
Birliği, ortaklığın tam üyelik hedefine yönelik olduğunu teyit etmişlerdir.
Bu gelişme, müşterek gündemi tam üyeliğe hazırlık sürecinin
modalitelerinin ele alındığı dinamik bir zemine çekmiştir.
10-11 Aralık 1999 tarihlerinde düzenlenen Helsinki Zirvesi Sonuç
Bildirgesi’nin genişlemeyle ilgili bölümünde yer alan Türkiye’ye
ilişkin 12. paragraf ile bu paragrafta atıfta bulunulan genişlemeye
dair 4. ve Kıbrıs hakkındaki 9. paragraflar şöyledir:
“12.Avrupa Birliği Konseyi, Komisyon’un İlerleme Raporu’nda işaret
edildiği üzere, Türkiye’de son zamanlarda yaşanan olumlu gelişmeleri
ve ayrıca Türkiye’nin Kopenhag kriterlerine uyum yönündeki reformlarını
sürdürme niyetini memnuniyetle karşılar. Türkiye, diğer aday
devletlere uygulananlarla aynı kriterler temelinde Birliğe katılmaya yönelmiş
bir aday devlettir. Diğer aday devletler gibi Türkiye de, mevcut Avrupa
Stratejisi’ne istinaden, reformlarını teşvik etmeye ve desteklemeye yönelik
bir katılım öncesi stratejisinden istifade edecektir. Bu çerçevede,
insan hakları ile 4 ve 9(a) sayılı paragraflarda belirtilen konular başta
olmak üzere, üyeliğin siyasi kriterlerini karşılama yönünde
ilerleme kaydedilmesi üzerinde durularak, daha fazla siyasi diyalog sözkonusu
olacaktır. Türkiye, Topluluk programları ile ajanslarına ve katılım
süreci bağlamında aday devletler ile Birlik arasındaki toplantılara
katılma imkanına da sahip olacaktır. Müktesebatın benimsenmesi için
bir Ulusal Program’la birlikte, siyasi ve ekonomik kriterler ve bir üye
devletin yükümlülükleri ışığında üyelik hazırlıklarının yoğunlaşması
gereken öncelikleri içeren bir Katılım Ortaklığı, önceki Konsey
sonuçları temelinde oluşturulacaktır. Uygun izleme mekanizmaları
kurulacaktır. Türkiye’nin mevzuatının ve uygulamasının müktesebatla
uyumlaşmasını yoğunlaştırmak üzere, Komisyon, müktesebatın
analitik tarzda incelenmesine yönelik bir süreç hazırlamaya davet
edilir. Avrupa Birliği Konseyi, Komisyon’dan, katılım öncesi tüm AB
mali yardım kaynaklarının koordinasyonu için tek bir çerçeve sunmasını
talep eder.”
“4. Avrupa Birliği Konseyi, şimdi 13 aday devleti tek bir çerçevede
içeren katılım sürecinin kapsayıcı mahiyetini yeniden teyid eder.
Aday devletler, üyelik sürecine eşit bir temelde katılmaktadırlar.
Avrupa Birliği’nin Antlaşmalarda ifade edilen değerlerini ve amaçlarını
paylaşmalıdırlar. Bu bakımdan, Avrupa Birliği Konseyi, anlaşmazlıkların
BM Şartı’na uygun olarak barışçı yoldan çözümlenmesi ilkesini
vurgular ve aday devletleri süregiden sınır anlaşmazlıklarını ve
ilgili diğer meseleleri çözmek için her türlü gayreti göstermeye
davet eder. Bunda başarılı olunamadığı takdirde, anlaşmazlığı
makul bir süre içinde Uluslararası Adalet Divanı’na götürmelidirler.
Avrupa Birliği Konseyi, süregiden anlamazlıklara ilişkin durumu, özellikle
üyelik süreci üzerindeki yansımalarıyla ilgili olarak ve en geç 2004
yılı sonuna kadar Uluslararası Adalet Divanı yoluyla çözüme bağlanmalarını
teşvik etmek amacıyla gözden geçirecektir. Ayrıca, Avrupa Birliği
Konseyi, Kopenhag’da belirlenmiş olan siyasi kriterlere uyumun üyelik
müzakerelerinin açılması için ön şart olduğunu ve tüm Kopenhag
kriterlerine uyumun AB’ye üye olarak katılımın temelini oluşturduğunu
hatırlatır.”
“9.(a) Avrupa Birliği Konseyi, 3 Aralık 1999 tarihinde New York’ta Kıbrıs
meselesinin kapsamlı çözümüne yönelik olarak başlatılan görüşmeleri
memnunlukla karşılar ve BM Genel Sekreteri’nin bu süreci başarıyla
sonuçlandırma yönündeki gayretlerine güçlü desteğini ifade eder.
(b) Avrupa Birliği Konseyi, siyasi bir çözümün Kıbrıs’ın Avrupa
Birliği’ne katılımını kolaylaştıracağının altını çizer. Üyelik
müzakerelerinin tamamlanmasına kadar kapsamlı bir çözüme ulaşılamamış
olursa, Konsey’in üyelik konusundaki kararı, yukarıdaki husus bir ön
şart olmaksızın verilecektir. Bu konuda Konsey, tüm ilgili faktörleri
dikkate alacaktır.”
Başbakan Sayın Bülent Ecevit’in AB Helsinki Zirvesi’nde Türkiye’nin
AB üyeliğine aday ilan edilmesinin ardından 10 Aralık 1999 tarihinde
yaptığı basın açıklamasına göre “... karar metninde
Yunanistan’la aramızdaki Ege sorunlarının en geç 2004 yılında
Uluslararası Adalet Divanı’na götürülmesi gerekeceği biçiminde
yorumlanabilecek ifadelerdeki ima, bizim için kabul edilemez
niteliktedir. Nitekim, Avrupa Birliği Konseyi Dönem Başkanı
Finlandiya’nın Başbakanı Lipponen, 10 Aralık 1999 tarihli yazılı
mesajında, bunun zorunluluk anlamı taşımadığını, sadece Avrupa
(AB) Konseyi’nin ihtilaflar konusunu yeniden gözden geçireceği tarih
anlamına geldiğini ifade ederek, konuya açıklık getirmiştir.
Lipponen’nin mesajı, bu husustaki Avrupa Birliği hukukunun bir parçasıdır.
Hükümetimiz, Yunanistan’la sorunlarımızın barışçı yollardan
çözümü konusunda gerekli siyasi iradeyi taşımakta ve bu yönde
elinden gelen çabayı göstermektedir. Ancak bu sorunların çözümünün
Avrupa Birliği üyeliğine hazırlık müzakerelerimizin başlatılması
için bir ön koşul olarak öne sürülmesini de kabul etmemiz sözkonusu
değildir. Kıbrıs’la ilgili görüşmelerden bir sonuç alınamaması
durumunda dahi, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin “Kıbrıs” adı
altında Avrupa Birliği’ne üyelik işleminin uygulanabileceği
izleniminin verilmesi ise çok sakıncalıdır. Bu konudaki görüşümüz,
herkes tarafından bilinmektedir. Bu tutumumuz değişmeyecektir. Kıbrıs’ta
iki ayrı devlet bulunduğu gerçeği, hiçbir şekilde inkar edilemez. Türkiye
ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti arasındaki özel ilişki ve bağlar,
Avrupa Birliği’nin Kıbrıs konusunda izleyeceği tutuma paralel olarak
gelişmeye devam edecektir.”
Katılım Öncesi Stratejisi
Katılım öncesi stratejisinin üç ayağı bulunmaktadır. Bunlar, Katılım
Ortaklığı belgesi, Çerçeve Tüzük ve Ulusal Program’dır.
AB Konseyi, 1997 tarihli Lüksemburg toplantısında, Katılım Ortaklığı’nın
aday ülkelere yönelik tüm yardımları tek bir çerçeve altında yürüten,
geliştirilmiş katılım öncesi stratejisinin kilit öğelerinden biri
olmasını karara bağlamıştır. Bu çerçevede, Katılım Ortaklığı,
AB tarafından bütün aday ülkeler için ve her ülkenin hükümetiyle
istişare halinde hazırlanan, üyeliğe hazırlık için yerine
getirilecek temel nitelikli kısa ve orta vadeli öncelikleri ortaya koyan
bir metindir. AB Komisyonu, 8 Kasım 2000 tarihinde, “Türkiye İçin
Katılım Ortaklığı 2000” başlıklı belgeyi açıklamıştır. AB
Konseyi, 4 Aralık 2000 tarihinde bu belgeye ilişkin siyasi mutabakatını
bildirmiştir. Katılım Ortaklığı belgesi, 8 Mart 2001 tarihli AB Çevre
Bakanları Konseyi’nde nitelikli oy çoğunluğuyla onaylanarak yürürlüğe
girmiştir.
AB Komisyonu, 26 Temmuz 2000 tarihinde, katılım öncesinde ve özellikle
Katılım Ortaklığı’nın oluşturulmasına yönelik olarak, Türkiye’ye
AB tarafından yapılacak yardımların tüm kaynaklarını koordine etmek
için gerekli tek çerçeveyi oluşturmaya yönelik bir Çerçeve Tüzük’ün
hazırlanmasını önermiştir. Sözkonusu Çerçeve Tüzük, 26 Şubat
2001 tarihinde yapılan AB Genel İşler Konseyi toplantısında oybirliğiyle
onaylanmıştır.
Öte yandan, Katılım Ortaklığı belgesinde yer alan önceliklerin
hayata geçirilmesi konusundaki program ve takvimimizi içeren Avrupa
Birliği Müktesebatı’nın Üstlenilmesine İlişkin Türkiye Ulusal
Program, 19 Mart 2001 tarihinde Hükümetimiz tarafından onaylanmış ve
24 Mart 2001 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
Program, Sayın Bakanımız tarafından AB Komisyonu’nun Genişlemeden
Sorumlu Üyesi Günter Verheugen’a 26 Mart 2001 tarihinde tevdi edilmiştir.
2001 Yılı İlerleme Raporu ve Genişleme Stratejisi Belgesi
AB Komisyonu, 13 Kasım 2001 tarihinde, 2001 yılı İlerleme Raporları
ile Genişleme Strateji Belgesi’ni açıklamıştır. İlerleme Raporları,
aday ülkelerin AB’ye uyum sürecinde son bir yıl içinde kaydettikleri
gelişmeleri değerlendirmektedir. Genişleme Stratejisi Belgesi ise, genişleme
sürecinin durumunu topluca değerlendirmekte, müteakip döneme ilişkin
öngörüleri, alınacak önlemleri ve başlatılacak eylemleri içermektedir.
Türkiye’ye ilişkin 2001 yılı İlerleme Raporu’nda, Ulusal
Program’ın siyasi ve ekonomik reformlar açısından kapsamlı bir
program olduğu ve Katılım Ortaklığı belgesinin hemen ardından
onaylandığı belirtilmiş, ancak Program’ın Katılım Ortaklığı
belgesiyle içerik ve takvim açısından tam olarak örtüşmediği, gerçekleştirilecek
reformların finansmanına ve idari kapasitelerin güçlendirilmesi
konusuna yeterince ağırlık verilmediği eleştirisi getirilmiştir.
Genişleme Stratejisi Belgesi’nin Türkiye’ye ilişkin bölümünde
ise, Türkiye’nin katılım kriterleri ve Katılım Ortaklığı
belgesinde belirlenen öncelikler doğrultusunda başlatmış olduğu
siyasi ve ekonomik reformları yoğunlaştırarak ve hızlandırarak sürdürmeye
teşvik edileceği vurgulanmış ve ülkemiz Kıbrıs sorununa bir çözüm
bulunması ve AGSP konusundaki görüş ayrılıklarının giderilmesi için
gayret göstermeye davet edilmiştir.
2002 yılı İlerleme Raporları ile Strateji belgesinin Ekim 2002’de
yayımlanması öngörülmektedir.
Terörizmle Mücadelede AB İşbirliği
ABD’de 11 Eylül 2001 tarihinde meydana gelen terörist saldırılar
neticesinde Avrupa Birliği bünyesinde terörle mücadele alanında etkin
araçlar oluşturulması yönündeki baskıların artması üzerine,
Komisyon tarafından hazırlanan (a)“Terörle Mücadele Konusundaki Çerçeve
Karar” ile (b)“AB Tutuklama Yönergesine ilişkin Çerçeve Karar”
tasarıları üzerindeki çalışmalar 21 Eylül 2001 tarihinde yapılan
AB Olağanüstü Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi’nde alınan
karar uyarınca başlatılmıştır.
Birlik, aday ülkelere de yukarıda maruz karar tasarılarına destek
vermeleri çağrısında bulunmuş olup, Türkiye o tarihte her iki tasarıya
da destek beyanında bulunmuştur. Tarafımızdan, sözkonusu tasarılarda
belirtilen husus ve önlemlerin sadece AB ülkelerine değil, üçüncü
ülkelere ve özellikle aday ülkelere de şamil olması gerektiği
vurgulanmıştır.
Terörle Mücadele Konusundaki Çerçeve Karar tasarısı kapsamında AB
tarafından hazırlanacak terörist kişi ve kuruluşlar listesi ile
bunların finans kaynaklarına ilişkin listeye Türkiye’ye tehdit teşkil
eden örgütlerin de dahil edilmesi hususunda üye ülkelerin
Ankara’daki Büyükelçilikleri ve Avrupa’daki başkentleri nezdinde
gerekli girişimlerde bulunulmuştur. Sayın Başbakanımız da AB üyesi
ülkelerin Hükümet Başkanlarına 22 Kasım 2001 tarihinde birer mektup
göndererek konuya verdiğimiz önemi vurgulamıştır.
Sözkonusu listelerle ilgili çalışmalar 27 Aralık 2001 tarihinde sonuçlandırılmış
ve Terörle Mücadele Konusundaki Çerçeve Karar, 28 Aralık 2001 tarihli
AT Resmi Gazetesinde yayınlanarak yürürlüğe girmiştir. Anılan
tarihte ayrıca, terörle mücadele amacıyla bazı kişi ve oluşumlara yönelik
olarak alınabilecek sınırlayıcı nitelikte belirli bazı önlemlere
ilişkin bir Yönetmelik ile iki Ortak Tutum kararı yayınlanmıştır. Sözkonusu
Yönetmelik, Ortak Tutum ve ekleri, “yaşayan belge” niteliğindedir.
Terör örgütlerinin mali kaynaklarının dondurulması gibi çeşitli önlemleri
uygulamak üzere kabul edilen bu belgeler arasında yer alan Ortak Tutum
kararlarından birinin ekindeki listede, mali kaynakları dondurulması öngörülen
terör örgütlerinin isimleri belirtilmiştir. Toplam 29 kişi ve 13 grup
ve oluşuma yer verilen listede, ülkemizin AB’ye ilettiği, Türkiye’yi
tehdit eden terör örgütlerinin isimleri yer almamıştır. Girişimlerimiz
sonucunda, AB terörist örgütler listesiyle ilgili olarak 29 Nisan 2002
tarihinde yapılan COREPER toplantısında, PKK ve DHKP-C’nin, mal varlıkları
dondurulması öngörülen terör örgütleri listesine dahil edilmesi
kararlaştırılmaştır. Sözkonusu karar, 3 Mayıs 2002 tarihli AT Resmi
Gazetesinde yayınlanarak yürürlüğe girmiştir. Karar, tarafımızdan
olumlu karşılanmış ve bu konuda Bakanlığımızca aynı gün bir açıklama
yapılmıştır. Bu arada PKK, 16 Nisan 2002 tarihinde ismini KADEK olarak
değiştirdiğini ilan etmiştir. Örgütün bu isim altında da AB
listelerinde yeralması yönündeki girişimlerimiz sürdürülmektedir.
Haziran 2002’de gerçekleştirilen AB Sevilla Zirvesi’nde, terörizmle
mücadele alanında üçüncü ülkelerle diyalog ve işbirliğinin geliştirilmesi,
bu ülkelere uluslararası terörizmle mücadele amacıyla yardımda
bulunulması, sözkonusu ülkelerle yapılacak anlaşmalara “terörle mücadele”ye
ilişkin hüküm eklenmesi ve bu alanda AB’yle yeterince işbirliğinde
bulunmayan üçüncü ülkelerle ilişkilerin gözden geçirilmesi kararlaştırılmıştır.
AB Ortak ve Dış Güvenlik Politikasına Ülkemizin Katılımı
Avrupa Birliği bünyesinde gelişimi 1970’li yıllara uzanan ve Kasım
1993 Maastricht Antlaşmasıyla uygulamaya konulan Ortak Dış ve Güvenlik
Politikası (ODGP), Mayıs 1999 Amsterdam Antlaşması’nın V. bölümüyle
(11-28’inci maddeler) ayrıntılı hükümlere bağlanmıştır. Aday ülkelerin
ODGP’ye katılımı ise, AB Siyasi Komitesi’nin Mayıs 1996’da oluşturduğu
temel ilkeler doğrultusunda şekillenmektedir. Bu katılım, genel
uygulama itibariyle siyasi istişareler, uluslararası kuruluşlarda işbirliği,
bilgilendirme, uzman toplantıları ve ortak tutumlar şeklinde tecelli
etmektedir. Aday ülkelerin AB ortak tutumlarına katılımı, AB’nin
genel çizgisine ters düşmemek kaydıyla kendi ulusal öncelik ve çıkarları
doğrultusunda ilave veya ayrı açıklama yapmalarına engel teşkil
etmemektedir.
2001 yılında muhtelif uluslararası kuruluşlarda beyanlar, açıklamalar,
karar tasarıları veya oy açıklamaları şeklinde oluşan ve aday ülkelere
katılım çağrısında bulunulan 600’e yakın ortak girişime Türkiye’nin
uyum oranı yüzde 84 civarındadır. 2002 yılında ise, 31 Temmuz
itibariyle yapılmış bulunan 285 AB ortak girişimine Türkiye’nin katılım
oranı % 78 olmuştur.
Avrupa Parlamentosu’yla İlişkiler
Avrupa Parlamentosu’yla (AP) ilişkiler, Türkiye-AB ilişkilerinin önemli
bir boyutunu oluşturmaktadır. AP’nin Birlik içindeki konumu, Birliğin
gelişimine paralel olarak giderek önem kazanmış ve Amsterdam Antlaşması’yla
birlikte, AP Birliğin karar alma sürecinde etkin bir organ haline gelmiştir.
Dolayısıyla AP, ülkemizin AB’ye tam üyelik sürecinde, Konsey ve
Komisyon’un yanısıra belirleyici bir rol oynamaktadır.
Avrupa Parlamentosu Başkanlığı’na 15 Ocak 2002 tarihinde Liberal
Grup’tan İrlandalı üye Pat Cox seçilmiştir. Adıgeçen, ülkemize müzahir
tutumuyla tanınmaktadır.
Ülkemizin adaylığının Helsinki Zirvesi’nde tescilinden bu yana Türkiye,
AP veya AB Dönem Başkanlıklarınca aday ülkelerin katılımıyla düzenlenen
Parlamento Başkanları, Dış İlişkiler Komisyon Başkanları,
Parlamento Genel Sekreterleri toplantıları ve ihtisas komisyonları gibi
çeşitli seviyelerdeki pek çok toplantıya davet edilmektedir.
Türkiye ile AP arasındaki ilişkiler, AP’deki siyasi gruplar arasındaki
dengelerden etkilenmektedir. Sosyalist Grup ve Yeşiller Grubu, insan
hakları, güneydoğu sorunu gibi konularda Türkiye’yi eleştirmekle
birlikte, ülkemizin AB üyeliğini ilke itibariyle desteklemektedir. Buna
karşılık, Haziran 1999 seçimlerinde siyasi dengelerin merkez sağa
kaymasından bu yana, AP’de çoğunluğu oluşturan Hristiyan Demokrat
Grup, Avrupa kültürünün homojen yapısını ileri sürerek üyeliğimiz
konusunda genelde olumsuz bir tavır sergilemektedir. Liberal Grup ise
daha destekleyici bir tutum içindedir.
AP’de mevcut bu değişik eğilimlerden bağımsız olarak, AP üyeleri
üzerinde Kürt ve Ermeni lobilerinin de etkili olabildikleri ve ülkemizle
ilgili bazı rapor ve kararlarda olumsuz ifadelerin yer almasını sağlayabildikleri
görülmektedir.
Bugüne kadar AP, Türkiye’ye ilişkin kararlarında genelde eleştirici
bir tutum içinde olmuştur (Sözde Ermeni soykırımına ilişkin 1987
tarihli karar, GKRY’yle ilgili Poos Raporu, Leyla Zana’ya Sakharov ödülünün
verilmesine ilişkin tavsiye kararı gibi).
Ancak son dönemde, bu tutumda göreceli bir iyileşme gözlenmiştir. Örneğin,
Avrupa Parlamentosu’nun 2001 yılında aday ülkeler kapsamında ülkemize
ilişkin olarak hazırladığı ve AP Genel Kurulu’nda 25 Ekim 2001
tarihinde kabul edilen Rapor (Lamassoure Raporu), geçmiş yıllara kıyasla
daha ılımlı bir üslupla kaleme alınmıştır. Genel Kurul’a son
anda sunulan sözde Ermeni soykırımına ilişkin iki değişiklik önergesi,
yoğun girişimlerimiz üzerine reddedilmiştir.
Diğer taraftan, AP Dış İlişkiler Komisyonu’nda 23 Ocak 2002
tarihinde görüşülerek kabul edilen “Güney Kafkasya Raporu”nda sözde
Ermeni soykırımına ve ülkemizin Ermenistan’a abluka uyguladığına
ilişkin ifadeler yeralmıştır. Raporun “Açıklama” bölümünde,
“Ermenistan’ın Türkiye’ye karşı kendisini korumak amacıyla Rus
askeri üslerine izin verdiği, Türkiye’nin Azerbaycan’ı
desteklemesinin Ermenistan açısından tehdit oluşturduğu ve
Ermenistan’ın Rusya’nın himayesinde bulunduğu” gibi ifadelere yer
verilmiştir. Raporda ayrıca, 2000 ve 2001 yılı AP Türkiye Raporları
ile AB Komisyonu’nun İlerleme Raporunda olduğu gibi, Ermenistan sınırının
kapalı tutulması “abluka”olarak nitelendirilmiş, 12. paragrafta
AP’nin 1987 tarihli kararına atıfta bulunularak, ülkemiz “sözde
Ermeni soykırımı”nı tanımaya davet edilmiştir. Ayrıca, ‘‘Açıklama”
bölümünün dipnotunda Atatürk’ün 10 Nisan 1921 tarihinde TBMM’de
yaptığı bir konuşmada “ Jön Türklerin soykırım uyguladığı’’nı
belirttiği iddia edilmiştir. Rapor, karşı girişimlerimize rağmen, 28
Şubat 2002 tarihinde yapılan AP Genel Kurulu’nda bu haliyle onaylanmıştır.
Bakanlığımızca aynı gün yapılan açıklamada, Güney Kafkasya
Raporu’nda AP’nin sözde Ermeni soykırımını kabul eden 1987
tarihli kararına atıfta bulunulmasının ve Türkiye’nin haksız şekilde
Ermenistan’a abluka uygulamakla suçlanmasının tarafımızdan kabulünün
mümkün olmadığı, tarihin tarihçilere bırakılması gerektiği, sözkonusu
iddiaların gerçekleri yansıtmadığı ve bu tür raporların kabulünün
Türkiye-AB ilişkilerini geliştirme çabalarıyla bağdaşmadığı
vurgulanmıştır.
AP’nin aday ülkelerin AB’ye katılım süreçlerinde kaydettikleri
gelişmeler bağlamında her yıl hazırladığı raporlar çerçevesinde
bu yıl Dış İlişkiler Komisyonu Başkanı Elmar Brok tarafından hazırlanan
“Genişleme Müzakerelerinin Durumu” başlıklı rapor, 11-13 Haziran
2002 tarihli AP Genel Kurulu’nda görüşülerek onaylanmıştır. Ülkemizden
raporun “Giriş” bölümünde (22. paragraf) bahsedilmekte olup, sözkonusu
paragrafın metni şöyledir:
“Türkiye’yi, demokratikleşme süreci açısından belirleyici
nitelik taşıyan ve başlatıldığı Ekim 2001’den bu yana olumlu sonuçlar
doğuran anayasal reformlara devam etme konusunda teşvik eder; bu ve daha
kapsamlı reformların ilgili yasa ve yönetmeliklerde mümkün olan en kısa
sürede uygun değişiklikler yapılmak suretiyle insan hakları ve özgürlükler
alanında gerçek ve somut gelişme sağlanabilmesini teminen uygulamaya
konulması ve böylece Türkiye’nin Kopenhag siyasi kriterlerine uyuma
ilişkin yüklenimleri ile uygulamadaki durum arasındaki açığın AB
Laeken Zirvesi kararlarına uygun olarak en kısa sürede giderilmesi
gerektiği üzerinde durur; ilgili tüm taraflara AB’ye tam üyelik hazırlıklarında
Türkiye’ye yardımcı olmak üzere katılım öncesi stratejisinin süratli
ve etkin bir biçimde ve tüm unsurlarıyla uygulamaya konulması
hususunda çağrıda bulunur; ve Türkiye’yi Kıbrıs sorunuyla ilgili
olarak devam eden müzakereleri, yakın gelecekte adil ve kalıcı bir
çözüme ulaşılabilmesini teminen, aktif şekilde desteklemesi yönünde
teşvik eder.”
Sözkonusu Raporda, adayların AB’ye katılım süreçleri, “2004 yılında
AB’ye katılımı hedef alan aday ülkeler” ve “2004 yılından
sonra AB’ye katılımı hedef alan aday ülkeler” başlıkları altında
olmak üzere iki ayrı bölümde incelenmiştir. 2004 yılında AB’ye
katılımı hedef alan ülkeler arasında sayılan GKRY’nin katılım sürecine
ilişkin bölümde özetle, Denktaş ile Klerides arasında 16 Ocak 2002
tarihinde başlayan doğrudan görüşmelerin memnuniyetle karşılandığı
ve GKRY’nin AB’ye katılım sürecinin Kıbrıs sorununa ilişkin girişimlere
yeni bir ivme kazandırdığı belirtilerek, taraflara müzakere sürecinde
işbirliği ruhunu olumsuz yönde etkileyebilecek açıklama ve
eylemlerden kaçınmaları çağrısında bulunulmuştur. Bu bölümde,
sadece tek egemenliği haiz bir “Kıbrıs Devleti”nin AB’ye katılımına
izin verilebileceği, bu Devletin iki bölgeli ve iki toplumlu olabileceği,
uluslararası alanda tam olarak işlev gören bir varlık olması gerekeceği,
taraflar sonuçta hangi anayasal düzenleme üzerinde anlaşma sağlarlarsa
sağlasınlar, Ada’da AB müktesebatının, temel özgürlüklerin ve
insan haklarının tam olarak uygulanması gerektiği belirtilmiş,
taraflara Haziran 2002 tarihine kadar Kıbrıs’ta bir anlaşmaya varma
çağrısında bulunulmuş, ancak zaman faktörünün GKRY’nin 2002 yılı
sonunda tamamlaması öngörülen AB’ye katılım müzakerelerini
geciktirici bir unsur olamayacağı vurgulanmış, öngörülen süre içinde
Kıbrıs sorununa bir çözüm bulunamadığı takdirde, Helsinki Zirvesi
Başkanlık Sonuçlarının geçerli olacağı kaydedilmiştir. Ayrıca,
Komisyon’un katılım müzakereleri bağlamında 2004-2006 mali bütçe
önerisinde yeralan fonlarda “Kuzey Kıbrıs”ın AB’ye katılımdan
sonra kalkınmasına yardım amacıyla yapılan ayarlamalar ile Kıbrıs’ta
taraflar arasında her düzeyde temas, proje ve diyaloğa destek beyan
edilmiştir.
Laeken Zirvesi
14-15 Aralık 2001 tarihlerinde düzenlenen AB Konseyi Laeken Zirvesi Sonuç
Bildirgesi’nin ülkemize ilişkin paragrafına göre, “Türkiye, özellikle
Anayasasında yaptığı değişikliklerle, üyelik için belirlenen
siyasi kıstaslara uyma yolunda mesafe katetmiştir. Bu durum, Türkiye’yle
üyelik müzakerelerini açma perspektifini daha yakınlaştırmıştır.
Türkiye, başta insan hakları bağlamında olmak üzere, siyasi ve
ekonomik ölçütlere uyum yolundaki ilerlemesini sürdürmeye teşvik
edilmiştir. Türkiye için katılım öncesi stratejisi, bu ülkenin
Topluluk müktesebatına uyum hazırlıklarının incelenmesinde yeni bir
safhaya işaret etmelidir.”
Sonuç Bildirgesi’nin “Kıbrıs”la ilgili paragrafına göre ise
“AB Konseyi, Kıbrıs Rum ve Türk toplumlarının liderleri arasında kısa
süre önce gerçekleştirilen toplantılardan memnunluk duymakta ve onları
görüşmelerini Kıbrıs sorununa Birleşmiş Milletler Güvenlik
Konseyi’nin ilgili kararlarıyla tutarlı olacak şekilde Birleşmiş
Milletler himayesinde kapsamlı bir çözüme kavuşturma yönünde sürdürmeye
teşvik etmektedir.”
Laeken Zirvesi’nde ayrıca, AB Komisyonu’nun İlerleme Raporları uyarınca
10 aday ülkenin 2004 yılında Avrupa Parlamentosu seçimlerine katılabilmeleri
öngörülmüş, Bulgaristan ve Romanya’yla 2002 yılında tüm müktesebat
başlıklarında müzakerelerin başlatılabilmesine destek olmak amacıyla
kesin bir takvim ve uygun bir yol haritasına dayalı bir çerçeve hazırlanması
gerektiği bildirilmiş, genişleme sürecinde Nice Zirvesi’nde
belirlenen yol haritasının geçerliliğini koruduğu, katılım antlaşması
taslağı hazırlıklarına 2002 yılının ilk yarısında başlanacağı
kaydedilmiştir.
Sevilla Zirvesi
Türkiye
İspanya Dönem Başkanlığı’nın sonunda 21-22 Haziran 2002
tarihlerinde Sevilla’da düzenlenen AB Devlet ve Hükümet Başkanları
Zirvesi öncesinde, tam üyelik müzakerelerinin başlatılacağı tarih
perspektifinin somutlaştırılması hedefimiz doğrultusunda, Laeken
Zirvesi kararlarının ötesine geçen bir yazımın Zirve Başkanlık
Sonuçlarına yansıtılmasının sağlanması amacıyla, hem Birlik üyesi
ülkeler, hem de Dönem Başkanlığı nezdinde yoğun girişimlerde
bulunulmuştur.
Sevilla Zirvesi Başkanlık Sonuçları belgesinin ‘‘Genişleme’’
bölümünde yer alan ülkemizle ilgili paragrafta, Türkiye’deki
reformların memnunlukla karşılandığı, ülkemizin Katılım Ortaklığı
belgesindeki öncelikleri yerine getirme gayretlerinin teşvik edildiği
ve tam olarak desteklendiği, gerekli siyasi ve ekonomik reformların
uygulanmasının Türkiye’nin diğer aday ülkelere uygulanan ilke ve
kriterleri esas alan katılım perspektifini yaklaştıracağı, Türkiye’nin
adaylığıyla ilgili müteakip aşama hakkında Sevilla ve Kopenhag
Zirveleri arasındaki dönemde kaydedilecek gelişmeler ışığında ve
Ekim 2002’de Komisyon tarafından sunulacak İlerleme Raporu temelinde
Kopenhag’da yeni kararlar alınabileceği kaydedilmiştir.
Kıbrıs
Sevilla Zirvesi Başkanlık Sonuçları belgesinin “Kıbrıs”a ilişkin
paragrafında, Helsinki Zirvesi Sonuçlarının AB’nin “Kıbrıs”ın
katılımına ilişkin tutumuna esas teşkil ettiği, AB’nin birleşmiş
bir Ada’nın üyeliğini tercih edeceği yönündeki tavrını sürdürdüğü
kaydedilmiş, AB Konseyi’nin BM Genel Sekreteri’nin çabalarına tam
destek verdiği ve Kıbrıs Türk ve Rum toplum liderlerini ilgili BM Güvenlik
Konseyi kararlarıyla uyumlu kapsamlı bir çözüme ulaşma yönünde
mevcut eşsiz fırsatı değerlendirmek için çabalarını yoğunlaştırmaya
ve hızlandırmaya davet ettiği belirtilmiş, kapsamlı çözüme üyelik
müzakerelerinin sonuçlandırılmasından önce ulaşılması temennisi
dile getirilmiştir. Ayrıca, AB’nin temelleriyle uyumlu olası kapsamlı
çözüm esaslarının katılım anlaşmasına uyarlanacağı, bu bağlamda
Kıbrıs’ın üye bir devlet olarak tek bir sesle temsil edilmesi ve AB
mevzuatının sağlıklı bir şekilde uygulanmasını sağlaması gerektiği
ifade edilmiştir. AB’nin ‘‘birleşmiş bir Ada’’nın
Kuzey’inin gelişimi için yeterli mali katkıyı yapacağı belirtilmiştir.
AGSP
AGSP’ye AB üyesi olmayan Avrupalı müttefiklerin katılımı konusunda
tatmin edici bir çözüm bulunabilmesi için başlatılan süreç çerçevesinde,
Türkiye, İngiltere ve ABD arasında Mayıs-Kasım 2001 döneminde gerçekleştirilen
müzakereler sonucunda, “Ankara Kağıdı” adlı uzlaşı metni ortaya
çıkmıştır. Sözkonusu metne, AGSP’nin hiçbir koşulda veya krizde
bir NATO müttefikine karşı kullanılamayacağı hükmü eklenmiştir.
Ankara kağıdı, Yunanistan’ın itirazları giderilemediği için bugüne
kadar AB tarafından onaylanamamıştır.
Sevilla Zirvesi’nde AGSP konusunda İspanya Dönem Başkanlığının
faaliyet raporu kabul edilmiştir. Raporda, Birliğin savunma yansımaları
olan karar ve eylemlerinin hazırlanması ve uygulanmasını içeren
konularda Dönem Başkanlığı görevini Danimarka’nın yerine
Yunanistan’ın yürüteceği kaydedilmiştir. Bu durumda Yunanistan,
2002 Temmuz-Aralık döneminde Danimarka’nın yerine, Aralık
2002-Temmuz 2003 döneminde de kendi yerine olmak üzere toplam bir yıl süreyle
AGSP konularında AB Dönem Başkanlığını yürütecektir.
Sevilla Zirvesi Başkanlık Sonuçları belgesinin AGSP’ye dair bölümünde,
AB’nin Makedonya’daki NATO operasyonunu devralma niyeti yinelenmiş;
ancak bu AB ile NATO arasında daimi düzenlemelerin yapılması şartına
bağlanmıştır. NATO’nun 26 Ekim 2002’de sona erecek Makedonya
operasyonunu devralmak isteyen AB, Sevilla’da, NATO-AB daimi düzenlemelerinin
sonuçlandırılmasını AGSP boyutunda en acil görev olarak Yunanistan Dönem
Başkanlığına tevdi etmiştir.
Yasadışı Göçle Mücadele
Sevilla Zirvesi’nde, bundan böyle üçüncü ülkelerle gerçekleştirilecek
işbirliği veya ortaklık anlaşmalarına, göç akımlarının ortak
kontrolü ve yasadışı göç durumunda zorunlu geri kabule ilişkin
maddeler eklenmesi kararlaştırılmıştır. Zirvede, yasadışı göçle
mücadelede kaynak ve transit ülkelerle yakın işbirliğine gidilmesinin
önemine işaret edilerek, kısa ve orta vadede sonuç alınabilmesi için
AB’nin her türlü teknik ve mali desteği sağlamaya hazır olduğu
vurgulanmıştır. Zirve Başkalık Sonuçları belgesinde, yasadışı göçle
mücadele konusunda AB’yle yeterince işbirliği yapmayan üçüncü ülkelerle
ilişkilerin derinleştirilmesinin zorlaşacağı belirtilmiş; mevcut
Topluluk mekanizmalarının sonuçsuz kalması halinde ve Konsey’in
üçüncü bir ülke tarafından yasadışı göçle mücadelede hiçbir
geçerli mazeret olmadan işbirliğinden kaçınıldığına oybirliğiyle
karar vermesi halinde, Birliğin Ortak Dış ve Güvenlik Politikası ile
diğer politikaları çerçevesinde önlemler alma yetkisine sahip olduğu
ifade edilmiştir.
AB Sevilla Zirvesi kararları uyarınca, AB içinde yasadışı olarak
ikamet eden yabancıların karmaşık bir nitelik arzeden iade ve geri
kabulleri konusunun incelenmesi ve ortak standart ve ilkeler çerçevesinde
etkin bir politika benimsenmesi amacıyla hazırlanan “Yasadışı Göçmenlerin
İadesi” başlıklı tartışma kağıdı çerçevesinde, bir Avrupa İade
Programı oluşturulması öngörülmektedir.
19 Haziran 2002 tarihlerinde Ankara’da gerçekleştirilen 8 no.lu Türkiye-AB
alt Komitesi özel toplantısında, AB Komisyonu, 2003 yılı başlarında
yapılacak Ortaklık Komitesi’nin onayına sunulmak üzere yasadışı göçle
mücadele konusunda ortak bir eylem programı hazırlanmasını önermiştir.
Öneriye tarafımızdan ilke olarak olumlu yaklaşılmaktadır.
Sınır denetimi ile göç ve iltica konularında ülkemiz adına bir uyum
stratejisi geliştirmek üzere, 18 Haziran 2002 tarihinde İçişleri
Bakanlığının koordinatörlüğünde bir Görev Gücü oluşturulmuştur.
AB Komisyonu, Görev Gücünün çalışmalarına katkıda bulunmak üzere,
üye ülkelerden ülkemize uzmanlar göndermeyi, üretilen stratejilerin
uygulanmasına yönelik eylem planları çerçevesinde mali yardım sağlamayı,
ayrıca TAIEX aracılığıyla 2002 Sonbaharında sınır denetimi alanında
çalışan yetkililerimize yönelik bir seminer düzenlemeyi öngörmektedir.
Genişleme Sürecinde Haziran-Aralık 2002 Dönemi AB Faaliyet Takvimi
2002 yılında, 24-25 Ekim’de Brüksel’de ve 12-13 Aralık’ta da
Kopenhag’da düzenlenecek AB Devlet ve Hükümet Başkanları Zirve
toplantıları, AB’ye üye kabul edilecek ülkelerin tespitinde
belirleyici olacaktır. Aday ülkelere ilişkin İlerleme Raporları ile
Genişleme Stratejisi belgesi, Komisyon tarafından bu yıl 16 Ekim 2002
tarihinde yayınlanacaktır. 24-25 Ekim tarihlerinde olağanüstü çerçevede
toplanacak Brüksel Zirvesi’nde, 12-13 Aralık’ta düzenlenecek
Kopenhag Zirvesi’nde genişleme süreci bağlamında alınacak kararlar
üzerinde mutabakat sağlanmaya çalışılacaktır. Ekim 2002’de düzenlenecek
AB Zirvesinde, genişlemenin AB bütçesine getireceği mali yükün nasıl
hafifletileceği meselesinin çözüme kavuşturulması öngörülmektedir.
Kopenhag’da ise muhtemelen o zamana değin katılım müzakerelerini
tamamlaması öngörülen azami 10 aday ülkenin üyeliği karara bağlanacak,
ayrıca Bulgaristan ve Romanya’ya katılım müzakerelerinin 2007’ye
kadar tamamlanması perspektifi sunulacaktır.
Uluslararası Ceza Divanı
Türkiye’nin imzacı ve taraf olmadığı Uluslararası Ceza Divanı
(UCD) Statüsü, yürürlüğe girmesi için gerekli 60 ülkenin onay işlemlerini
tamamlamalarıyla, 1 Temmuz 2002 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Taraf
olan ülkeler arasında Avrupa Birliği’nin (AB) tüm üyeleri, AB’ne
aday ülkelerin Türkiye dışındaki 12’si ve Avrupa Konseyi ülkelerinin
tamamı yeralmaktadır. AB ülkeleri, Türkiye’nin AB’ne katılımının
UCD’ne taraf olmayı da gerektireceğini hatırlatmakta ve ülkemiz
nezdinde bu hususta girişimde bulunmaktadırlar. |