-
Türk-Alman ilişkilerinin tarihi, 800 yıl öncesine kadar uzanmaktadır.
-
12.
yüzyıldaki İkinci Haçlı Seferi sırasında, Kutsal Roma-Germen İmparatoru
I. Friedrich Barbarossa, ordusunun başında Selçuklu başkenti Konya'ya
kadar gelmiştir. Selçuklu Sultanı II. Kılıçarslan ile Friedrich
Barbarossa arasında bir anlaşma yapılmıştır. Bu anlaşmaya göre, Türkler,
Alman ordusunun Kilikya'ya geçmesine izin vermişlerdi. Ne var ki İmparator
Friedrich Barbarossa, 1190 yılında, İçel-Göksu ırmağında yıkanırken
boğulmuş, bu olaydan sonra başsız kalan Alman ordusu tümüyle dağılmıştır.
-
I.
Friedrich Barbarossa'nın yeğeni İmparator von Hohennstaufen III. Konrad
ise, III. Haçlı Seferleri sırasında ordunun başında Anadolu'ya gelmiştir.
İmparator Konrad, Anadolu Selçukluları Devleti Sultani I. Rükneddin
Mes'ud ile çatışmış olmasına karşın, iki lider arasında dostça
ilişkiler de kurulmuştur.
-
Ardı
ardına iki Alman imparatorunun Kudüs'e ulaşmak amacıyla Anadolu'ya
gelmiş olmaları, birçok Alman tarihçilerinin dikkatini "Küçük
Asya" (Kleinasien) dedikleri Anadolu üzerinde toplamıştır.
-
Selçuklulardan
sonra, Anadolu beylikleri arasından güçlenerek çıkan ve kısa sürede
bir devlet kuran Osmanlıların Orta Avrupa'ya kadar uzandıkları yıllarda
Türk-Alman ilişkilerinin politik düzeyde yeniden başladığı görülmektedir.
-
Osmanlıların
Avrupa'da en yaygın ve en güçlü olduğu 16. ve 17. yüzyıllarda, her
iki ülke arasında sınır komşuluğu olmamakla birlikte, Avrupa'nın
Osmanlılara karşı birleşmelerinde Alman siyasi topluluklarının
ihtiyatla yer aldığı ve barışçıl bir tutum sergilediği
bilinmektedir.
-
Kanuni
Sultan Süleyman zamanında, Almanya'yı, Avusturya'nın tamamını ve İtalya'nın
bir bölümünü elinde bulunduran V. Karl, 1554 yılında Kardinal
Busbeck'i tam yetkiyle Osmanlı Devleti nezdinde Avusturya Elçisi olarak
görevlendirmiştir. Busbeck, İmparator V. Karl'a ve Alman devlet ileri
gelenlerine Osmanlı Devleti ve Kanuni Sultan Süleyman hakkında övgü
dolu mektuplar yazmıştır. Askeri işlerde Türklerin üstün gücüne
karşı alınması gerekli önlemleri tavsiye etmiştir.
-
1556
yılında V. Karl'ın ölümünden sonra Alman birliği dağılmış, bugünkü
Alman coğrafyasında küçük Alman prenslikleri ortaya çıkmıştır.
-
Kanuni
döneminde girişilen Birinci Viyana Kuşatması sırasında Osmanlı ve
Alman askerlerinin karşı karşıya geldiklerine dair bir bilgi
bulunmamaktadır. Ancak, Alman prensliklerinin bir kısmının Osmanlılara
karşı Avusturya'nın yanında yer aldıklarını düşünmek yanlış
olmayacaktır.
-
Türk
ve Alman askerlerinin birbirleriyle çatıştıkları son savaş ise, 1683
yılındaki İkinci Viyana Kuşatması olmuştur. Kuşatma sırasında
Avusturya'ya yardıma gelenler arasında Hannover Prensi Ernst August'un oğlu
Veliaht Prens Ludvig komutasında bir Alman birliği de bulunmaktaydı. Sözkonusu
Hannover birliği Şemdinli Derviş Mehmet ve Hasan isimli iki Osmanlı
sipahisini esir alarak Hanover'e getirmişlerdir. Bu iki Osmanlı askeri
sekiz yıl sonra Hannover'de ölmüşler ve islami geleneklere uygun biçimde
toprağa verilmişlerdir. Mezarları Hannover Başkonsoloslouğumuz ve
Hannover Belediyesi'nin işbirliği ile restore edilmiş ve koruma altına
alınmıştır.
-
Bu
muharebe dışında, Türk ve Alman halkları üçyüz yılı aşkın süredir
birbirlerine kurşun sıkmamışlardır. Avrupa kıtasının yaşadığı
iki büyük dünya savaşı da dahil olmak üzere yüzlerce kanlı savaş
gözönünde tutulduğunda, Türk ve Alman devletleri arasında yüzyıllardır
süren barışçıl ilişkilerin, Avrupa siyasi tarihinde istisnai bir
durum olduğunu tespit etmek yanlış olmayacaktır.
-
1556
yılında V. Karl'ın ölümünden itibaren, küçük Alman
prensliklerinin hakimiyeti altında dağınık bir siyasi görüntü çizen
Almanya coğrafyasında, 18. yüzyılın başlarında kurulan Prusya krallığı,
zamanla Avrupa'da askeri bir güç olarak kendisini göstermeye başlamıştır.
Prusya Devletinin kurulması, Osmanlı İmparatorluğu açısından büyük
önem taşımaktadır. Zira, Prusya, Avusturya ve Rusya'ya karşı Osmanlı
Devletinin çıkar birliğine girebileceği bir güç olarak ortaya çıkmıştır.
Nitekim, Prusya Kralı Friedrich'i ilk kutlayan başkent İstanbul olmuş;
Asım Efendi'nin başkanlığında 15 kişilik bir heyet Berlin'e gönderilmiş;
böylelikle iki ülke arasında ilk resmi münasebet tesis edilmiştir.
Prusya Kralı Friedrich, Johannes Jorgowsky'i 1721 yılında "irtibat
temsilcisi" olarak İstanbul'a göndermiştir.
-
1740
yılında Prusya tahtına oturan II. Ferdinand ve arkasından tahta geçen
oğlu I. Wilhelm de, stratejik nedenlerle, o dönemin en güçlü ülkesi
olan Osmanlı İmparatorluğu ile dostluğun geliştirilmesine büyük önem
vermişlerdir.
-
1755
yılında Prusya Kralı II. Ferdinand, Kont Karlo E. Rexin'i İstanbul'a
Elçi tayin etmiştir.
-
1761
yılında, İstanbul'da Sadrazam Koca Ragıp Paşa ile Prusya Elçisi Kont
Karlo E. Rexin tarafından Osmanlı İmparatorluğu ile Prusya Krallığı
arasındaki ilk "Barış ve Dostluk Anlaşması" imzalanmıştır.
Bu anlaşmaya dayanılarak, Osmanlı Elçisi Ahmet Resmi Efendi, bu ülke
nezdinde tayin edilen ilk Osmanlı Elçisi olarak 1763 yılında Berlin'e
gönderilmiştir. III. Selim zamanında, 1790 yılında, iki ülke arasındaki
Dostluk Anlaşması yenilenmiştir.
-
19.
yüzyıl, Türk-Alman ilişkilerinde yeni bir dönemin başlangıcı sayılır.
Uzun bir geçmişe sahip olan ikili siyasi ilişkiler, bu dönemde askeri
ve teknik işbirliğine dönüşmüş ve zamanla kültürel ve ticari
alanlara da yayılmıştır. Bir önceki yüzyılda Osmanlı yönetiminini
etkisi altına alan Fransız hayranlığı, 19. yüzyılda yavaş yavaş
yerini Alman hayranlığına bırakmıştır.
-
1836-1839
yılları arasında Türk ordusunda askeri müşavirlik yapan Alman Mareşali
Helmuth von Moltke'den başlayarak birçok Alman askeri uzman Türkiye'ye
gelmiştir. 1882 yılında, Harp Okulu'nu ve Türk ordusunu yeni bir düzene
sokmak üzere, General von der Golz'un başkanlığında bir Alman askeri
heyeti Türkiye'de uzun süre çalışmalar yapmıştır.
-
1840
yılında Osmanlı İmparatorluğu ile Prusya Krallığı arasında
Ticaret Anlaşması imzalanmıştır.
-
İki
ülke arasındaki kültürel ilişkiler alan_nda da bu dönemde ilerleme
kaydedilmiştir. 1845 yılında Leipzig'te Türkiye'yi içine alan Alman
Şarkiyat Kurumu (Deutsche Morgenländische Gesellschaft) kurulmuştur.
Daha sonra bunu başka bilim ve araştırma kurumları izlemiştir. Alman
bilim adamları ve teknisyenleri, Osmanlı Devleti'nden aldıkları özel
izinlerle Türkiye'de arkeolojik araştırma ve kazılar yapmışlardır.
Arkeolog Heinrich Schliemann, Truva hazinelerini gizlice Almanya'ya kaçırırken,
Alman mühendis Karl Humann, Bergama Akropolü'ndeki görkemli Zeus Tapınağı'nı
hiçbir engelle karşılaşmadan Berlin'e taşımıştır.
-
I.
Wilhelm'dan sonra tahta geçen II. Wilhelm, 1888 yılında izlemeye başladığı
"Dünya Politikası" (Weltpolitik) çerçevesinde Osmanlı İmparatorluğu
ile yakın ilişkiler kurulmasına özen göstermiştir. Bu dönemde,
Sultan II. Abdülhamit, Rus ve İngiliz ortak tehdidine karşı Almanya'ya
karşı yakınlaşma ihtiyacı duymuştur.
-
I.
Wilhelm, 1889 ve 1898 tarihlerinde iki kez İstanbul'u ziyaret etmiştir.
-
1898
yılında, Bağdat demiryolu hattının tamamlanması için Osmanlı İmparatorluğu
ile Deutsche Bank arasında bir anlaşma imzalanmıştır. Bu anlaşma
sonucu kurulan "Anadolu Demiryolları Şirketi" bünyesindeki Türk-Alman
ortaklığıyla Bağdat Demiryolu hattı projesi hayata geçirilmiştir.
-
Bu
dönemde ayrıca, İstanbul'da Alman okulları ve hastaneleri açılmış,
birçok Türk subayı ve öğrencisi Almanya'ya eğitim görmek üzere
gitmiştir.
-
Türklerin
Almanya'daki mevcudiyetleri ve Alman ekonomilerine katkıları I. Dünya
Savaşı öncesindeki dönemde de görülmektedir. 1913 yılında eğitim
ve çalışma amacıyla Berlin'de 1301 Türk yaşıyordu. Çalışanların
büyük bölümü tütün sanayiinde istihdam edilmişti. 1913 yılında
Berlin'de sanayi ve ticaretle ve bilim ve teknoloji ile ilgili iki Türk
gazetesi yayınlanmıştır. 1917 yılında "Yeni Türkiye" (Die
neue Türkei) dergisi iki dilde yayınlanmaya başlamıştır.
-
Sultan
Abdülhamit'in Almanya'ya gösterdiği yakınlık, İkinci Meşrutiyetle
birlikte iktidara gelen İttihat ve Terakki Partisi liderlerince de sürdürülmüştür.
Nitekim, İttihat Terrakki'nin yayın organı "Osmanlı"
dergisinin 1 Ocak 1900 tarihinden itibaren Almanca nüsha çıkardığı
bilinmektedir.
-
Birinci
Dünya Savaşının öncesinde 1908 Haziran ayında İngiltere ve Rusya'nın
Osmanlı mülkünün akibetini kararlaştırmak üzere gerçekleştirdikleri
Reval görüşmesine, Almanya'nın katılmamış olması İttihat Terrakki
liderlerinde, Almanya'nın Osmanlı'nın vazgeçilmez müttefiki olduğu
inancını kuvvetlendirmiştir.
-
Osmanlı
Devleti, Almanya'ya duyduğu büyük yakınlığa rağmen, Birinci Dünya
Savaşının ilk aylarında tarafsızlığını muhafaza etmiştir. Ancak,
İngiliz ve Fransız Donanmalarından kaçarak İstanbul'a sığınan ve
Osmanlı devletince satın alındıkları açıklanan Gobel ve Braslav adlı
iki Alman kruvazörünün, "Yavuz" ve "Midilli"
isimleriyle ve Türk bayrağı altında 1914 yılında Sivastopol'u
bombardıman etmeleri ve Karadeniz'de Rus donanmasıyla çatışmaya
girmeleri üzerine, Osmanlı Devleti kendisini Almanya'nın yanında savaşın
içinde bulmuştur.
-
Osmanlı
İmparatorluğu ile Almanya'nın ittifak halinde bulunduğu I. Dünya Savaşı'nda
Alman General Liman von Sanders Osmanlı Ordusu'nu yeniden örgütlemekle
görevlendirilmiştir. Liman von Sanders, Çanakkale, Filistin ve Suriye
Cephelerinde Osmanlı Ordusuna komuta etmiştir.
-
II.
Wilhelm 1917 yılında, üzerinde Osmanlı askeri üniforması ve kalpağı
olduğu halde üçüncü kez İstanbul'u ziyaret etmiştir. Aynı yıl
Osmanlı Veliaht Prensi Vahdettin de Berlin'e iade-i ziyarette bulunmuştur.
Vahdettin'in Berlin ziyareti sırasındaki heyeti içinde Anafartalar
Kahraman_ ve 7. Ordu Komutanı Mustafa Kemal de "Ordu
Temsilcisi" olarak yeralmaktaydı.
-
Türkiye-Almanya
diplomatik ilişkileri, Birinci Dünya Savaşını müteakip, 30 Ekim 1918
tarihli Mondoros Mütarekesiyle kesintiye uğramıştır. Ulusal Kurtuluş
Savaşını takiben, yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti ile Almanya arasında
3 Mart 1924 tarihinde Dostluk Anlaşması imzalanmıştır. Anlaşmanın yürürlüğü
girdiği 16 Mayıs 1924 tarihinde iki ülke arasındaki diplomatik ilişkiler
tekrar tesis edilmiştir.
-
Cumhuriyet
döneminde Almanya nezdindeki ilk Büyükelçimiz Korgeneral Kemalettin
Sami Gökçen, 1929 yılında Berlin'de göreve başlamıştır.
-
Birinci
Dünya Savaşı'ndan sonra her ülke de daha ziyade kendi iç meseleleri
ve kalkınma konularıyla meşgul olduğundan, yoğun ikili ilişkiler görülmemiştir.
Bununla birlikte İkinci Dünya Savaşı'na kadar devam eden bu dönemde
iki ülke arasında Konsolosluk Anlaşması (1929) ve Ticaret Anlaşması
(1930) imzalanmıştır.
-
İkinci
Dünya Savaşı öncesinde ve sırasında, Nazilerden kaçan pek çok
Alman bilim adamı, 1933 yılından itibaren Türkiye'ye sığınmış ve
özelikle üniversitelerimizin yapılanması, sanat ve kültür hayatımızın
batılı normlara uygun olarak canlandırılması, başlıca sanayi
tesislerinin kurulması ve şehircilik ve belediyecilik gibi alanlarda değerli
katkılar sağlamışlardır. Bu dönemde tıp, mühendislik gibi birçok
alanda Alman teknolojisi Türkiye'ye girmiştir. Türkiye başta hukuk
olmak üzere Alman literatürüyle tanışmıştır. Almanca dili Türk
aydınları arasında yaygınlaşmıştır. Alman sanat adamları, Türkiye'de
tiyatro ve operanın kurulmasında da etkili rol oynamışlardır.
-
İkinci
Dünya Savaşı sonunda, iki ülke arasındaki diplomatik ilişkiler,
Almanya'ya savaş ilan etmemiz neticesinde 2 Ağustos 1944 tarihinde
kesilmiş, ancak T.B.M.M.'nin 24 Temmuz 1951 tarihinde kabul ettiği bir
yasayla savaş durumuna son vermesiyle yeniden tesis edilmiştir. Bu durum
Temmuz 1951 tarihli bir Nota ile Alman tarafında bildirilmiştir.
-
16
Ağustos 1951 tarihinde Büyükelçi Nizamettin Ayaşlı Alman Cumhurbaşkanı'na
güven mektubunu sunmuş, 21 Haziran 1952 tarihinde ise Alman Büyükelçisi
tarafından Sayın Cumhurbaşkanımıza güven mektubu sunulmuş ve böylece
iki ülke arasındaki ilişkilerde normale dönüş süreci başlamıştır.
-
İki
ülke arasındaki ilişkileri derinleştirmek amacıyla 1954 yılında Şansölye
Konrad Adenauer; 1957 yılında ise Cumhurbaşkanı Theodor Heuss ülkemizi
ziyaret etmiştir.
-
Türkiye'den
Almanya'ya ilk üst düzey ziyaret ise 1958 yılında Cumhurbaşkanı Celâl
Bayar tarafından gerçekleştirilmiştir.
-
30
Ekim 1961 tarihinde Almanya ile Türkiye arasında imzalanan "Türk işçilerinin
Almanya Federal Cumhuriyeti'ne Gönderilmesine Dair Anlaşma" ile iki
ülke arasındaki ilişkilerde yeni bir dönem başlamış ve Türk işçileri
çalışmak üzere Almanya'ya gelmeye başlamışlardır. Akabinde 1964 yılında
Sosyal Güvenlik Anlaşması imzalanmıştır. Türk işçileri 1973 yılına,
yani Almanya'nın yurtdışından işçi alımını durdurduğunu açıklamasına
kadar çalışmak üzere Almanya'ya gelmişlerdir.
-
1967
yılında Sayın Cumhurbaşkanımızın Başbakan sıfatıyla Almanya'ya
gerçekleştirdiği resmi ziyaret sırasında, Almanya'daki Türk nüfusu
150 bin civarındaydı. Bugün, bu rakam 2.3 milyona ulaşmış durumdadır.
-
1987
ylında Atatürk Barış Ödülü FAC Cumhurbaşkanı Weizsaecker'e
verilmiştir.
-
12
Eylül 1980 askeri darbesinden sonra, başta Almanya olmak üzere Batı
Avrupa'ya gelen vatandaşlarımız arasında ağır uçlara mensup kişiler,
ülkemiz aleyhinde bir havanın oluşturulmasında etkili olmuşlardır.
Daha sonraki yıllarda da, çoğunluğu ekonomik nedenlerle bu Almanya'ya
gelen sözde "siyasi sığınmacılar" ın etkisiyle ülkemiz
aleyhinde bazı kampanyaların başlatıldığı görülmüştür.
-
Cumhurbaşkanı
Kenan Evren, 16-21 Ekim 1988 tarihlerinde Almanya'yı ziyaret etmiştir.
-
1994
yılının Nisan ayında Alman Hükümeti tarafından, Türkiye'nin
Almanya'dan aldığı silâhları anlaşmalara aykırı olarak iç güvenlik
amacıyla kullandığı öne sürülmüş ve Türkiye'ye silâh sevkiyatı
durdurulmuştur. Bunun neticesinde, iki ülke arasındaki ilişkilerde
gerilimli bir dönem yaşanmış ve Türkiye'de Alman mallarının kullanılmaması
yönünde kampanyalar yürütülmüştür.
-
Sayın
Cumhurbaşkanımız Süleyman Demirel, 4-7 Kasım 1996 tarihlerinde
Almanya'ya resmi bir ziyaret gerçekleştirmiştir. Sayın Cumhurbaşkanımızın
sözkonusu ziyaretine karşılık, muhatabına ilettiği davetine
icabetle, AFC Cumhurbaşkanı Rau 5-8 Nisan 2000 tarihlerinde ülkemizi
ziyaret etmiştir.
-
Aralık
1997 tarihinde Lüksemburg'da yapılan AB Zirvesi'nden Türkiye'nin AB üyeliği
konusunda olumlu bir karar çıkmaması üzerine, iki ülke arasındaki
ilişkilerde yeniden bir kötüleşme yaşanmış ve üst düzey politikacı
ve devlet adamları arasındaki söz düellosuna kadar gitmiştir.
-
Almanya,
1999 yılında Hükümet merkezini Bonn'dan Berlin'e taşımıştır. 1
Eylül 1999 tarihi itibarıyla Bonn Büyükelçiliğimiz kapanarak Berlin
Büyükelçiliğimiz hizmete girmiştir. Berlin Büyükelçiliğimizin
sembolik açılışı ise, 26 Ekim 1999 tarihinde Dışişleri Bakanımız
Sayın İsmail Cem tarafından yapılmıştır.
-
Lüksemburg
kararlarının etkisiyle 1998 yılında tarihinin en durgun dönemlerinden
birini yaşayan Türkiye-Almanya ilişkileri, 1999 yılında yeniden
dinamizm kazanmıştır. Bu gelişmede, Almanya'daki Hükümet değişikliğinin
büyük etkisi olmuştur. 1998 Eylül ayında gerçekleştirilen genel seçimlerde,
Helmut Kohl'ün Başkanlığında 16 yıl iktidarda kalan CDU/CSU - FDP
koalisyonu, yönetimi Schröder başkanlığındaki SPD - Yeşiller
koalisyonuna bırakmıştır. SPD-Yeşiller Hükûmeti göreve geldiği
ilk günden itibaren, Türkiye ile Almanya arasındaki ilişkilerde Lüksemburg
AB Zirvesinden sonra soğuyan havaya yeniden sıcaklık kazandırma
niyetinde olduğunu ve AB konularında Türkiye'ye ilişkin olarak Kohl Hükûmeti'nden
farklı bir tutum izleyeceğini beyan etmiştir. Bu çerçevede de din ve
kültür farklılıklarının AB üyeliği için bir engel olmadığını,
AB kapısının Türkiye'ye açık olduğunu, Türkiye'nin Kopenhag
kriterlerini yerine getirmesi halinde AB'ne girebileceğini açıklamıştır.
Alman Hükümeti, Helsinki Zirvesine uzanan yolda, AB adaylığımızın
resmen tescil edilmesi için yoğun gayretlerini sonuna kadar sürdürmüştür.
Bizzat Şansölye Schröder ve Dışişleri Bakanı Fischer AB çerçevesindeki
temaslarında bu amaçla kişisel desteklerini açık bir şekilde ortaya
koymuşlardır. 10-11 Aralık 1999 tarihlerinde yapılan AB Helsinki
Zirvesinde Türkiye'nin katılım adaylığının resmen tanınması kararının
alınmasında Almanya'nın büyük etkisinin bulunduğunu söylemek yanlış
olmayacaktır.
-
Ayrıca,
SPD-Yeşiller Hükümetinin Almanya'da yaşayan vatandaşlarımızın
topluma entegrasyonu amacıyla gösterdikleri çabalar da ikili ilişkilerimizi
olumlu yönde etkileyen diğer bir hususu oluşturmuştur.
-
Ülkemizde
1999 yılında ardarda meydana gelen iki büyük deprem felaketinde Alman
Hükümetinin ve halkının gösterdiği büyük yardım ve dayanışmanın
da, ilişkilerimizde olumlu bir atmosfere girmesinde etkili olduğu söylenebilir.
-
Geçtiğimiz
üçyüz yıl içerisinde, yaşanan iki dünya savaşına rağmen
birbiriyle savaşmamış olan iki ülke arasında, emsaline ender
rastlanabilecek yoğunlukta ilişkiler yumağı oluşmuştur. Almanya'da
sayıları 2.3 milyona yaklaşmış bulunan vatandaşlarımızın
mevcudiyeti Türkiye ve Almanya arasındaki ilişkilere müstesna bir
boyut kazandırmıştır. Bugün Almanya'daki Türk işadamlarna ait şirketlerde
200.000 kişi istihdam edilmektedir. Şirketlerimizin yıllık ciroları
45 milyar Markı bulmuştur. Almanya dışı ticaret, mali ve teknik işbirliği,
turizm ve savunma sanayii gibi alanlarda Türkiye'nin bir numaral_
partneridir yada en kötü şartlarda ilk dört arasına girmektedir.
-
Bugün
50 bin kadar Alman vatandaşı daimi olarak Türkiye'de ikamet etmektedir.